<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[İ.Ü. SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ ÖZERK FORUMU / İnternetteki Eviniz - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.siyasalforum.net/forum/</link>
		<description><![CDATA[İ.Ü. SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ ÖZERK FORUMU / İnternetteki Eviniz - http://www.siyasalforum.net/forum]]></description>
		<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 04:45:11 -0500</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Ramazan Bayramınız Kutlu Olsun]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1891</link>
			<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 04:28:34 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1891</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
İslam aleminin ve din kardeşlerimizin bu mübarek ramazan bayramını en içten duygularımla kutlar, nice baylaramlara sağlıkla ve sıhhatle.<br />
<br />
İ.Ü. SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ ÖZERK FORUMU'un Ve.<br />
Bilgi evrenindeki tanıdık tanımadık tüm arkadaşların bayramını en içten duygularımla kutluyorum. Ve ayrıca bu siteyi emekleriyle bu güne getiren bu imkanı bize sağlayan  Sayın Ahmet FİDAN' ın mübarek Ramazan Bayramını en içten duygularımla kutluyorum, yüreğine damla damla umut ve mutluluk dolsun, sevdiklerin hep yanında olsun,yüzün ve gülün hiç solmasın, bayramın mutlu kutlu olsun.... <br />
<br />
Emine Dönüş ÖZATAR]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
İslam aleminin ve din kardeşlerimizin bu mübarek ramazan bayramını en içten duygularımla kutlar, nice baylaramlara sağlıkla ve sıhhatle.<br />
<br />
İ.Ü. SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ ÖZERK FORUMU'un Ve.<br />
Bilgi evrenindeki tanıdık tanımadık tüm arkadaşların bayramını en içten duygularımla kutluyorum. Ve ayrıca bu siteyi emekleriyle bu güne getiren bu imkanı bize sağlayan  Sayın Ahmet FİDAN' ın mübarek Ramazan Bayramını en içten duygularımla kutluyorum, yüreğine damla damla umut ve mutluluk dolsun, sevdiklerin hep yanında olsun,yüzün ve gülün hiç solmasın, bayramın mutlu kutlu olsun.... <br />
<br />
Emine Dönüş ÖZATAR]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yepyeni Bir Dizi-Film Sitesi]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1890</link>
			<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 17:42:37 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1890</guid>
			<description><![CDATA[Sitemizde güncel yerli yabancı diziler vizyon filmleri vizyona girecek filmler var....<br />
<br />
siz isteyin biz yayınlayalım...istediğiniz dizi-film ne varsa sadece iletşimden bize ulaşın anında sizlere sunalım...<br />
<br />
Reklamlar içinde sıkıla sıkıla film izlemeyin gelin bize reklamsız film izlemenin keyfine varın....<br />
<br />
buyrun efendim içeri.....<br />
<br />
http://www.filmebak.net/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sitemizde güncel yerli yabancı diziler vizyon filmleri vizyona girecek filmler var....<br />
<br />
siz isteyin biz yayınlayalım...istediğiniz dizi-film ne varsa sadece iletşimden bize ulaşın anında sizlere sunalım...<br />
<br />
Reklamlar içinde sıkıla sıkıla film izlemeyin gelin bize reklamsız film izlemenin keyfine varın....<br />
<br />
buyrun efendim içeri.....<br />
<br />
http://www.filmebak.net/]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Günün Sözü]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1888</link>
			<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 12:20:31 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1888</guid>
			<description><![CDATA[Yaşlılık gelmeden gençliğin kıymetini bil.<br />
Fakirlik gelmeden zenginliğin kıymetini bil.<br />
Hastalık gelmeden sağlığın kıymttini bil.<br />
Mutsuzluk gelmeden saadetin değerini bil.<br />
Akşam gelmeden yarının değerini bil.<br />
<br />
Emine Dönüş ÖZATAR]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yaşlılık gelmeden gençliğin kıymetini bil.<br />
Fakirlik gelmeden zenginliğin kıymetini bil.<br />
Hastalık gelmeden sağlığın kıymttini bil.<br />
Mutsuzluk gelmeden saadetin değerini bil.<br />
Akşam gelmeden yarının değerini bil.<br />
<br />
Emine Dönüş ÖZATAR]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[eynirli krep]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1887</link>
			<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 12:15:40 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1887</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
Malzeme:<br />
<br />
1 Su bardağı süt<br />
2 Su bardağı su <br />
1 Yumurta <br />
8 Yemek kaşığı un.<br />
Yarım su bardağı sıvı yağ<br />
1 çay kaşığı dolusu tuz <br />
250 gr beyaz peynir,kaşar peyniri, lor<br />
2 muz, toz şeker veya putra şeker <br />
Yarım demet maydonoz<br />
<br />
YAPILIŞI<br />
<br />
Bir çukur kabın içine suyu, sütü,yumurtayı, tuzu <br />
İlave edelim bir mikreserle iyice karıştıralım  bu karışımın içine unuda ilave edip onuda karıştıralım on dakika bekletelim.<br />
Tavaya sıvı yağı koyup ocağa koyalım ısınan tavaya hazırlamış olduğumuz sıvı hamurdan bir miktar koyalım  bir kaşık yardımıyla yavaş bir şekilde tavaya yayalım altı pişen krepi bir spatula ile çevirip öbür yüzünüde pişirelim. Bu hazırlamış olduğumuz hamurdan 8 tane krep oluyor.Pişen kreplerin içine isteğe göre beyaz peynir veya kaşar peyniri  yada lorla maydonozu ve peyniri  bir kapta karıştırıp  pişen kreplerin içine koyalım tuzlu sevenler peynirli yapsın, şekerli sevenlerde  muzlu yapabilir  muzu rendeleyip kreplerin içine koyalım üzerinede toz şeker veya pura şekeri serpip  ve  rulo  şeklinde sıkıca sarıp  sıcak sıcak servis yapalım yanına domates nane havuç zeytin peynirle birlikte sevise hazır yaninada güzelce bir çay demleyelim afiyetle yiyelim <br />
<br />
Afiyet olsun.<br />
<br />
Kendi tarifimdir <br />
<br />
Emine Dönüş ÖZATAR]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
Malzeme:<br />
<br />
1 Su bardağı süt<br />
2 Su bardağı su <br />
1 Yumurta <br />
8 Yemek kaşığı un.<br />
Yarım su bardağı sıvı yağ<br />
1 çay kaşığı dolusu tuz <br />
250 gr beyaz peynir,kaşar peyniri, lor<br />
2 muz, toz şeker veya putra şeker <br />
Yarım demet maydonoz<br />
<br />
YAPILIŞI<br />
<br />
Bir çukur kabın içine suyu, sütü,yumurtayı, tuzu <br />
İlave edelim bir mikreserle iyice karıştıralım  bu karışımın içine unuda ilave edip onuda karıştıralım on dakika bekletelim.<br />
Tavaya sıvı yağı koyup ocağa koyalım ısınan tavaya hazırlamış olduğumuz sıvı hamurdan bir miktar koyalım  bir kaşık yardımıyla yavaş bir şekilde tavaya yayalım altı pişen krepi bir spatula ile çevirip öbür yüzünüde pişirelim. Bu hazırlamış olduğumuz hamurdan 8 tane krep oluyor.Pişen kreplerin içine isteğe göre beyaz peynir veya kaşar peyniri  yada lorla maydonozu ve peyniri  bir kapta karıştırıp  pişen kreplerin içine koyalım tuzlu sevenler peynirli yapsın, şekerli sevenlerde  muzlu yapabilir  muzu rendeleyip kreplerin içine koyalım üzerinede toz şeker veya pura şekeri serpip  ve  rulo  şeklinde sıkıca sarıp  sıcak sıcak servis yapalım yanına domates nane havuç zeytin peynirle birlikte sevise hazır yaninada güzelce bir çay demleyelim afiyetle yiyelim <br />
<br />
Afiyet olsun.<br />
<br />
Kendi tarifimdir <br />
<br />
Emine Dönüş ÖZATAR]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nasıl yapılır bilmek istemez misiniz?]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1886</link>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 15:17:10 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1886</guid>
			<description><![CDATA[Hepimizin canımızın sıkıldığı, boş anlarımız olabiliyor. Bu boş anlarımızı televizyon seyrederek, gezerek, müzik dinleyerek, internete girerek geçiriyoruz ve çoğu zaman bunlardan sıkılabiliyoruz. Televizyonlarda her gün aynı programları izlemekten, her gün aynı yerlere gitmekten, her gün aynı müzikleri dinlemekten ve internete girdiğimizde gazeteleri okuduktan sonra yapacak bir şeylerin kalmamasından dolayı hepinizin şikayetçi olduğunuzu biliyoruz.<br />
<br />
Günümüzde bu saydığımız boş anlarımızda yaptığımız işlerden en fazlasını internet başında geçirdiğinizi biliyoruz. İnternet her zaman bu ilgisi var olacaktır fakat bir müddet sonra nasıl canımızın daha da çok sıkıldığını, hatta bilgisayarı görmek istemediğimiz anlar bile gelmektedir.<br />
<br />
Bunların yerine nasıl yapılır, nasıl gibi konuları içeren  nasıl yapılır  sitesine girerek kendinizi her türlü konuda nasıl yapılacağı konusunda bilgiler alarak yeni şeyler üretmeye başlayabilirsiniz. Kendi emeğiniz ile yapmış olduğunuz ufak nasıl yapılır konularında gördüğünüz ürünleri yaparak evinizin dekorasyonunda onlara yer verebilirsiniz. Örneğin tahtadan yapacağınız büyük bir gemi. Bu yelkenli gemi nasıl yapılır sorusunu bulabileceğiniz nasıl yapılır sitesinden aldığını bu konuyu yavaş yavaş geliştirerek sonucunda yaptığınız yelkenli gemiyi sadece sizin emeğiniz olarak çıkarabileceksiniz ve kendinizle gurur duyacaksınız.<br />
<br />
Ayrıca herkesin internet başında en çok vakitlerini harcamış oldukları facebook twitter gibi sitelerde, nasıl yapılır konusunda bilgi sahibi değilseniz nasıl yapılır sitelerine girerek, facebook ve twitter sitelerindeki bilgilerinizi güçlendirebilirsiniz.<br />
<br />
Facebook da hayran sayfası nasıl açılır, twitter da hesap nasıl açılır, Facebookda video nasıl eklenir, twitterda türk ünlüler nasıl bulunur gibi konuları bulabileceğiniz nasıl yapılır siteleri sizlere bu gibi facebook nasıl yapılır, twitter nasıl yapılır gibi konularda yardımcı olacaktır.<br />
<br />
Özellikle facebook da yalnızca fikir paylaşımlarının dışında görsel öğeler ve uygulamalarında yoğunlukta olması facebook da resim nasıl eklenir, facebook video yükleme, facebookda uygulama nasıl yapılır, facebookda arkadaş nasıl eklenir, facebook da arkadaş nasıl silinir gibi konularda da merak ettiklerinizi nasıl yapılır sitesinden daima güncel olarak öğrenebilirsiniz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hepimizin canımızın sıkıldığı, boş anlarımız olabiliyor. Bu boş anlarımızı televizyon seyrederek, gezerek, müzik dinleyerek, internete girerek geçiriyoruz ve çoğu zaman bunlardan sıkılabiliyoruz. Televizyonlarda her gün aynı programları izlemekten, her gün aynı yerlere gitmekten, her gün aynı müzikleri dinlemekten ve internete girdiğimizde gazeteleri okuduktan sonra yapacak bir şeylerin kalmamasından dolayı hepinizin şikayetçi olduğunuzu biliyoruz.<br />
<br />
Günümüzde bu saydığımız boş anlarımızda yaptığımız işlerden en fazlasını internet başında geçirdiğinizi biliyoruz. İnternet her zaman bu ilgisi var olacaktır fakat bir müddet sonra nasıl canımızın daha da çok sıkıldığını, hatta bilgisayarı görmek istemediğimiz anlar bile gelmektedir.<br />
<br />
Bunların yerine nasıl yapılır, nasıl gibi konuları içeren  nasıl yapılır  sitesine girerek kendinizi her türlü konuda nasıl yapılacağı konusunda bilgiler alarak yeni şeyler üretmeye başlayabilirsiniz. Kendi emeğiniz ile yapmış olduğunuz ufak nasıl yapılır konularında gördüğünüz ürünleri yaparak evinizin dekorasyonunda onlara yer verebilirsiniz. Örneğin tahtadan yapacağınız büyük bir gemi. Bu yelkenli gemi nasıl yapılır sorusunu bulabileceğiniz nasıl yapılır sitesinden aldığını bu konuyu yavaş yavaş geliştirerek sonucunda yaptığınız yelkenli gemiyi sadece sizin emeğiniz olarak çıkarabileceksiniz ve kendinizle gurur duyacaksınız.<br />
<br />
Ayrıca herkesin internet başında en çok vakitlerini harcamış oldukları facebook twitter gibi sitelerde, nasıl yapılır konusunda bilgi sahibi değilseniz nasıl yapılır sitelerine girerek, facebook ve twitter sitelerindeki bilgilerinizi güçlendirebilirsiniz.<br />
<br />
Facebook da hayran sayfası nasıl açılır, twitter da hesap nasıl açılır, Facebookda video nasıl eklenir, twitterda türk ünlüler nasıl bulunur gibi konuları bulabileceğiniz nasıl yapılır siteleri sizlere bu gibi facebook nasıl yapılır, twitter nasıl yapılır gibi konularda yardımcı olacaktır.<br />
<br />
Özellikle facebook da yalnızca fikir paylaşımlarının dışında görsel öğeler ve uygulamalarında yoğunlukta olması facebook da resim nasıl eklenir, facebook video yükleme, facebookda uygulama nasıl yapılır, facebookda arkadaş nasıl eklenir, facebook da arkadaş nasıl silinir gibi konularda da merak ettiklerinizi nasıl yapılır sitesinden daima güncel olarak öğrenebilirsiniz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yabancı Dizi izle Yabancidiziizle.Com]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1884</link>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 07:50:30 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1884</guid>
			<description><![CDATA[Online yabancı dizi izle. Yabancı dizide lider dizi sitesi Yabancidiziizle.Com. Eski ve Güncel yabancı dizilerin hepsini televizyonda yayınlandıktan hemen sonra HD kalitede sitemizde bulabilirsiniz. Yabancidiziizle.Com online yabancı dizi izleme sitesi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Online yabancı dizi izle. Yabancı dizide lider dizi sitesi Yabancidiziizle.Com. Eski ve Güncel yabancı dizilerin hepsini televizyonda yayınlandıktan hemen sonra HD kalitede sitemizde bulabilirsiniz. Yabancidiziizle.Com online yabancı dizi izleme sitesi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA['Yüksek yargı eliti'nin hegemonyası...]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1883</link>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 02:42:00 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1883</guid>
			<description><![CDATA[Oral Çalışlar / Radikal<br />
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;nun (HSYK) yapısının değiştirilmesi, 12 Eylül Anayasası&#8217;nın köklü bir değişimden geçmesi anlamına geliyor. Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi ve HSYK ile ilgili değişikliklerin koparttığı gürültü, sebepsiz değil. <br />
Muhalefete göre bu değişiklik siyasete (siyaset derken kastedilen hükümet olmalı) yargı üzerinde bir hegemonya sağlayacak. İddiaya göre; bu maddedeki değişiklerle birlikte yargının bağımsızlığı sona erecek, yargı siyasetin egemenliği altına düşecek.<br />
***<br />
Muhalefet ve yüksek yargı elitinin bu noktada gösterdiği şiddetli direncin nedeni açık: 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı kurumların ve &#8216;felsefi çerçeve&#8217;nin egemenliğini sürdürmesi isteniyor. Bu kurumlar sayesinde imtiyazlar elde etmiş bir grup ve bu grubun dayandığı bir ideoloji var.<br />
Yüksek yargı mensupları ve onlara destek veren elit kesimler kendilerine &#8216;Kemalist&#8217; adını veriyorlar. Bakış açılarını &#8220;Türkiye&#8217;de yönetim, seçilmiş meclislere ve hükümetlere terk edilmeyecek kadar önemlidir&#8221; cümlesiyle özetlemek mümkün. Bu &#8216;elitler&#8217;in halkın tercihlerine hiçbir zaman güvenmemiş, halkın doğru yönde seçimler yapacağına hiçbir zaman inanmamış olduklarını, her geçen gün daha net bir şekilde fark ediyoruz.<br />
Halkın asla doğru seçim yapamayacağından &#8216;kesin olarak&#8217; eminseniz, halkın seçtikleri üzerindeki vesayetin kalıcılığını sağlamak için elinizden geleni yapmanız, mümkün olan bütün yöntemleri kullanmanız normaldir. 12 Eylül Anayasası&#8217;nın askerlerin siyaset üzerindeki egemenliğini sürekli hale getiren bir sistem kurmuş olması da, bu anlayış içinde gerçekleştirilmiş bir &#8216;performans&#8217;tır. &#8216;Sistem&#8217;in en önemli ayaklarından birini de yargı üzerinde kurulan hegemonya oluşturuyor.<br />
***<br />
Yargıdaki sacayağı şöyle kuruldu: Yargıtay ve Danıştay üyeleri HSYK&#8217;nın 5 üyesini seçiyor. Diğer iki üye ise Adalet Bakanı ve Müsteşarıydı. Bu 7 kişilik heyet çoğunlukla karar alarak, Danıştay&#8217;a ve Yargıtay&#8217;a kimin üye olacağını belirliyor. Yani sonuçta yargı eliti kendi içinde kooptasyon yoluyla üye seçen bir dar çevre hegemonyası ortayı çıkıyor.<br />
Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay ve Danıştay üyeleri aynı zamanda Anayasa Mahkemesi&#8217;nin üyelerini seçiyorlar. Bu sistem, siyasi partilerin denetim altına alınması açısından &#8216;son derece başarılı&#8217; sonuçlar verdi. Milli Güvenlik Kurulu&#8217;ndaki askerlerin gücünü arttıran sistemle, çember tamamlanıyordu.<br />
Bu yolla, hükümetler yıkıldı, partiler kapatıldı, statükocu elitin &#8216;hoşuna gitmeyen&#8217; kanun ve anayasa değişiklikleri &#8216;mükemmel bir şekilde&#8217; engellendi. Sistem bir makine düzeniyle işledi.<br />
***<br />
Bir askeri darbe rejimini 30 sene koruyabilmek, büyük bir &#8216;başarı öyküsü&#8217;dür. Halkın ve demokrasinin aleyhine işleyen bu başarı öyküsünün temelini, küçük bir azınlığın toplum, Meclis ve hükümet üzerinde kurduğu hegemonya oluşturuyor.<br />
Bu anayasa değişikliği paketi, bu hegemonyanın kırılmasına &#8216;izin veren&#8217; girişimlerin en köklü ve en geniş çaplı olanı. Daha önce de bazı anayasa değişiklikleri gerçekleşti, ama yargı üzerindeki hegemonyanın ciddi oranda kırılmasına yol açacak olan bu paket, diğer girişimlerden çok farklı bir önem taşıyor.<br />
Eskiden yalnızca Yargıtay ve Danıştay üyeleri tarafından seçilen 5 kişi yerine şimdi büyük çoğunluğu yargıçlar ve savcılar tarafından seçilen 20 kişilik bir yargıçlar kurulu oluşuyor. Bu 20 kişinin 7&#8217;sini Türkiye&#8217;deki tüm adli yargı mensubu hâkimler ve savcılar, 3 tanesini Türkiye&#8217;deki tüm idari yargı mensubu savcılar ve hâkimler, 1&#8217;ini Adalet Akademisi üyeleri, 3&#8217;ünü daha önce olduğu gibi Yargıtay üyeleri, 2&#8217;sini Danıştay üyeleri, 4&#8217;ünü de hukukçular arasından Cumhurbaşkanı seçiyor.   <br />
Bu rakamları yeniden okursak: Hükümetin şimdiki sistemde 7 üyeli eski HSYK&#8217;daki gücü 2/7 idi. Yeni değişiklik kabul edilirse hükümetin gücü 2/22 olacak. Hükümet kendi istediği doğrultuda bir karar aldırabilmek için üyelerin en az 10 tanesini kendi görüşü doğrultusunda ikna etmesi gerekecek. Bu 22 üyenin 15&#8217;ini hâkimler, savcılar, yüksek yargı mensupları kendi aralarından demokratik yöntemlerle seçecekler. Burada siyasetin ağırlığının artması değil azalması söz konusu.<br />
***<br />
Eskiden Yargıtay ve Danıştay&#8217;ın seçkin üyeleri HSYK&#8217;yı kendileri belirliyorlardı, yeni pakete göre bu yetki büyük oranda tüm hâkimlerin ve savcıların inisiyatifine geçiyor. Seçim tabana yayılmış oluyor.Yani eğer referandumdan evet sonucu çıkarsa, Türkiye&#8217;nin genel demokratikleşmesinin yanı sıra HSYK da kendi içinde bir demokratikleşme yaşayacak.<br />
Eğer 13 Eylül sabahı bu madde değişmiş olursa, 12 Eylülcü sistemin en temel dayanaklarından biri kırılmış olacak. Gösterilen tepkiler,bu bağlamda şaşırtıcı değil. Böylesine köklü bir değişiklik adımının &#8216;birileri&#8217;ni rahatsız etmesi son derece doğal.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Oral Çalışlar / Radikal<br />
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;nun (HSYK) yapısının değiştirilmesi, 12 Eylül Anayasası&#8217;nın köklü bir değişimden geçmesi anlamına geliyor. Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi ve HSYK ile ilgili değişikliklerin koparttığı gürültü, sebepsiz değil. <br />
Muhalefete göre bu değişiklik siyasete (siyaset derken kastedilen hükümet olmalı) yargı üzerinde bir hegemonya sağlayacak. İddiaya göre; bu maddedeki değişiklerle birlikte yargının bağımsızlığı sona erecek, yargı siyasetin egemenliği altına düşecek.<br />
***<br />
Muhalefet ve yüksek yargı elitinin bu noktada gösterdiği şiddetli direncin nedeni açık: 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı kurumların ve &#8216;felsefi çerçeve&#8217;nin egemenliğini sürdürmesi isteniyor. Bu kurumlar sayesinde imtiyazlar elde etmiş bir grup ve bu grubun dayandığı bir ideoloji var.<br />
Yüksek yargı mensupları ve onlara destek veren elit kesimler kendilerine &#8216;Kemalist&#8217; adını veriyorlar. Bakış açılarını &#8220;Türkiye&#8217;de yönetim, seçilmiş meclislere ve hükümetlere terk edilmeyecek kadar önemlidir&#8221; cümlesiyle özetlemek mümkün. Bu &#8216;elitler&#8217;in halkın tercihlerine hiçbir zaman güvenmemiş, halkın doğru yönde seçimler yapacağına hiçbir zaman inanmamış olduklarını, her geçen gün daha net bir şekilde fark ediyoruz.<br />
Halkın asla doğru seçim yapamayacağından &#8216;kesin olarak&#8217; eminseniz, halkın seçtikleri üzerindeki vesayetin kalıcılığını sağlamak için elinizden geleni yapmanız, mümkün olan bütün yöntemleri kullanmanız normaldir. 12 Eylül Anayasası&#8217;nın askerlerin siyaset üzerindeki egemenliğini sürekli hale getiren bir sistem kurmuş olması da, bu anlayış içinde gerçekleştirilmiş bir &#8216;performans&#8217;tır. &#8216;Sistem&#8217;in en önemli ayaklarından birini de yargı üzerinde kurulan hegemonya oluşturuyor.<br />
***<br />
Yargıdaki sacayağı şöyle kuruldu: Yargıtay ve Danıştay üyeleri HSYK&#8217;nın 5 üyesini seçiyor. Diğer iki üye ise Adalet Bakanı ve Müsteşarıydı. Bu 7 kişilik heyet çoğunlukla karar alarak, Danıştay&#8217;a ve Yargıtay&#8217;a kimin üye olacağını belirliyor. Yani sonuçta yargı eliti kendi içinde kooptasyon yoluyla üye seçen bir dar çevre hegemonyası ortayı çıkıyor.<br />
Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay ve Danıştay üyeleri aynı zamanda Anayasa Mahkemesi&#8217;nin üyelerini seçiyorlar. Bu sistem, siyasi partilerin denetim altına alınması açısından &#8216;son derece başarılı&#8217; sonuçlar verdi. Milli Güvenlik Kurulu&#8217;ndaki askerlerin gücünü arttıran sistemle, çember tamamlanıyordu.<br />
Bu yolla, hükümetler yıkıldı, partiler kapatıldı, statükocu elitin &#8216;hoşuna gitmeyen&#8217; kanun ve anayasa değişiklikleri &#8216;mükemmel bir şekilde&#8217; engellendi. Sistem bir makine düzeniyle işledi.<br />
***<br />
Bir askeri darbe rejimini 30 sene koruyabilmek, büyük bir &#8216;başarı öyküsü&#8217;dür. Halkın ve demokrasinin aleyhine işleyen bu başarı öyküsünün temelini, küçük bir azınlığın toplum, Meclis ve hükümet üzerinde kurduğu hegemonya oluşturuyor.<br />
Bu anayasa değişikliği paketi, bu hegemonyanın kırılmasına &#8216;izin veren&#8217; girişimlerin en köklü ve en geniş çaplı olanı. Daha önce de bazı anayasa değişiklikleri gerçekleşti, ama yargı üzerindeki hegemonyanın ciddi oranda kırılmasına yol açacak olan bu paket, diğer girişimlerden çok farklı bir önem taşıyor.<br />
Eskiden yalnızca Yargıtay ve Danıştay üyeleri tarafından seçilen 5 kişi yerine şimdi büyük çoğunluğu yargıçlar ve savcılar tarafından seçilen 20 kişilik bir yargıçlar kurulu oluşuyor. Bu 20 kişinin 7&#8217;sini Türkiye&#8217;deki tüm adli yargı mensubu hâkimler ve savcılar, 3 tanesini Türkiye&#8217;deki tüm idari yargı mensubu savcılar ve hâkimler, 1&#8217;ini Adalet Akademisi üyeleri, 3&#8217;ünü daha önce olduğu gibi Yargıtay üyeleri, 2&#8217;sini Danıştay üyeleri, 4&#8217;ünü de hukukçular arasından Cumhurbaşkanı seçiyor.   <br />
Bu rakamları yeniden okursak: Hükümetin şimdiki sistemde 7 üyeli eski HSYK&#8217;daki gücü 2/7 idi. Yeni değişiklik kabul edilirse hükümetin gücü 2/22 olacak. Hükümet kendi istediği doğrultuda bir karar aldırabilmek için üyelerin en az 10 tanesini kendi görüşü doğrultusunda ikna etmesi gerekecek. Bu 22 üyenin 15&#8217;ini hâkimler, savcılar, yüksek yargı mensupları kendi aralarından demokratik yöntemlerle seçecekler. Burada siyasetin ağırlığının artması değil azalması söz konusu.<br />
***<br />
Eskiden Yargıtay ve Danıştay&#8217;ın seçkin üyeleri HSYK&#8217;yı kendileri belirliyorlardı, yeni pakete göre bu yetki büyük oranda tüm hâkimlerin ve savcıların inisiyatifine geçiyor. Seçim tabana yayılmış oluyor.Yani eğer referandumdan evet sonucu çıkarsa, Türkiye&#8217;nin genel demokratikleşmesinin yanı sıra HSYK da kendi içinde bir demokratikleşme yaşayacak.<br />
Eğer 13 Eylül sabahı bu madde değişmiş olursa, 12 Eylülcü sistemin en temel dayanaklarından biri kırılmış olacak. Gösterilen tepkiler,bu bağlamda şaşırtıcı değil. Böylesine köklü bir değişiklik adımının &#8216;birileri&#8217;ni rahatsız etmesi son derece doğal.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Referandum&#8217;un Daltonları]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1882</link>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 02:39:29 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1882</guid>
			<description><![CDATA[Mümtazer Türköne /Zaman<br />
Ramiz Ongun, 41 yıllık MHP tarihinin yaşayan en büyük efsanesi. MHP içinde ve dışında ülkücü sıfatı taşıyan veya makam işgal eden hiç kimse kıdemce onun üzerinde değildir. Onun hayatı MHP tarihinin eksiksiz her fasılasını kapsar. Kişiliği, liderlik potansiyeli, kitleleri etkileme ve peşinden sürükleme yetenekleri tartışılmaz. Tanıyan her kişi ahlâkını ve seciyesini teslim eder. Siyasî tartışmaların, parti rekabetinin dışında ve üstünde olan ülkücü kimliği, kemale ermiş haliyle tek başına onun şahsında tecessüm eder. Tanımayanlar için Ramiz Ongun&#8217;a dair kısa bilgiler: Ülkü Ocakları&#8217;nın ilk kurucu genel başkanı. Ülkücü Hareket&#8217;in ilk gençlik lideri. 1969 yılında, gazeteci Beyhan Cenkçi, Dev Genç Federasyonu Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü ile Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ramiz Ongun&#8217;u (bir de Sosyal Demokrat gençlik liderini) bir araya getirip tartıştırıyor. Kızılay&#8217;daki Gazeteciler Cemiyeti binasında gerçekleşen bu tartışma, o dönemin çok önemli olaylarından biri. İçeride tartışma devam ederken dışarıda iki taraf büyük bir kalabalık halinde tetikte bekliyor. Sonra bu tartışma Bayram gazetesinde üç gün boyunca olduğu gibi tefrika ediliyor. Daha oluk oluk kan dökülmeden, her şeyin başlangıcında bu tartışma, iki tarafın saf ve samimi duygularını ve biraz da ezberlerini olanca berraklığı ile yansıtıyor. Bayram gazetesindeki bu tartışmanın gördüğü büyük ilgi, TRT&#8217;yi harekete geçiriyor. Henüz televizyon yayınlarının başında olan TRT, aynı üçlüyü yan yana getirip büyük ilgi çeken bir program yapıyor. Ramiz Ongun çok başarılı bir performans sergiliyor. Dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, programı izliyor ve Ülkücü gençlik liderini çok beğeniyor. Köşk&#8217;e davet edip taltif ediyor. Cumhurbaşkanı ile Ramiz Ongun arasında çok özel bir dostluk gelişiyor. 12 Mart darbesinden sonra rahmetli Türkeş&#8217;in çok özel bir rica ile Ramiz Ongun&#8217;u Cumhurbaşkanı&#8217;na gönderdiğini, kendisinden dinlemiştim. Ramiz Ongun, ilerleyen yaşına rağmen hâlâ bir gençlik lideri. Her an kitleleri peşine takıp sürükleyecek cerbezeye ve ikna gücüne sahip. Kürsüye çıktığı zaman kâğıttan okumuyor. Başarılı bir hatip olarak fikrini ve zikrini hem aklıyla hem de gönlüyle ortaya koyuyor, muhataplarını sarıp sarmalıyor. Belki de Ülkücülüğün en saf ve duru halini temsil eden doğuştan lider özellikleri yüzünden, MHP&#8217;nin bugününden uzakta duruyor. Ramiz Ongun, geçtiğimiz gün yazılı bir açıklama yaparak referandumda &#8220;evet&#8221; oyu kullanacağını açıkladı. Bu açıklama şu anlama geliyor: Ülkücüler referanduma &#8220;evet&#8221; desteği veriyorlar; MHP&#8217;nin bugünkü yönetimi ise &#8220;hayır&#8221; kampanyası yürütüyor. Ülkücü liderler &#8220;evet&#8221; diyor; MHP&#8217;li yönetici kadro ise &#8220;hayır&#8221; diyor. Ramiz Ongun&#8217;un AK Partili olmadığını söylemeye gerek yok. Referandumun bir parti meselesi olarak ele alınmasına karşı çıkıyor. &#8220;Rahmetli Türkeş&#8217;in karşı çıktığı Anayasa&#8217;ya bizim Daltonlar niye sahip çıkıyor?&#8221; diye soruyor. Pakete karşı gerekçe üretemediği halde hayır kampanyası yürüten MHP&#8217;yi, Ramiz Ongun&#8217;un Dalton kardeşlerden hangisine benzettiği ortada. Kadir Gecesi referandum fetvası veren MHP Genel Başkan Yardımcısı&#8217;nı bu benzetme tam yerine yerleştiriyor. Hani &#8220;referandumu gerçekleştirenlerin abdestinin kabul edilmeyeceği&#8221; fetvasını veren MHP&#8217;li yönetici var ya! Ülkücüler &#8220;evet&#8221;, MHP&#8217;li yöneticiler &#8220;hayır&#8221; diyorlar. İdam edilen ülkücüler üzerinden politika yapan MHP, idamdan kıl payı kurtulan ve ömrünün 10-11 yılını 12 Eylül komploları yüzünden zindanlarda geçiren ülkücülere ağır hakaretlerde bulunuyor. Referandumda &#8216;evet&#8217; oyu vereceğini açıklayan Ülkücülere yönelik MHP&#8217;den gelen ağır sözleri eleştiren Ramiz Ongun, &#8220;11 yıl hapis yatmış insanlara hakaret ediyor. Buna hakkı yok. Şehitlere sahip çık, gazilere hakaret et. Ne vicdansızlıktır, Devlet Bey&#8217;e yakışır mı? Çok ciddi bir çelişki&#8230;&#8221; karşılığını veriyor. &#8220;Anayasa&#8217;yı değiştirmek kahramanlık olacak&#8221; sözü, Ramiz Ongun&#8217;un koyduğu son nokta. Galiba, referandum kampanyasının en akılda kalıcı benzetmesi Ramiz Ongun&#8217;un &#8220;bizim Daltonlar&#8221; benzetmesi olacak. 13 Eylül sabahı, &#8220;sahi biz neden &#8216;hayır&#8217; demiştik?&#8221; diye soranları Red Kid okur gibi gözünüzün önünde canlandırmayı deneyin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Mümtazer Türköne /Zaman<br />
Ramiz Ongun, 41 yıllık MHP tarihinin yaşayan en büyük efsanesi. MHP içinde ve dışında ülkücü sıfatı taşıyan veya makam işgal eden hiç kimse kıdemce onun üzerinde değildir. Onun hayatı MHP tarihinin eksiksiz her fasılasını kapsar. Kişiliği, liderlik potansiyeli, kitleleri etkileme ve peşinden sürükleme yetenekleri tartışılmaz. Tanıyan her kişi ahlâkını ve seciyesini teslim eder. Siyasî tartışmaların, parti rekabetinin dışında ve üstünde olan ülkücü kimliği, kemale ermiş haliyle tek başına onun şahsında tecessüm eder. Tanımayanlar için Ramiz Ongun&#8217;a dair kısa bilgiler: Ülkü Ocakları&#8217;nın ilk kurucu genel başkanı. Ülkücü Hareket&#8217;in ilk gençlik lideri. 1969 yılında, gazeteci Beyhan Cenkçi, Dev Genç Federasyonu Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü ile Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ramiz Ongun&#8217;u (bir de Sosyal Demokrat gençlik liderini) bir araya getirip tartıştırıyor. Kızılay&#8217;daki Gazeteciler Cemiyeti binasında gerçekleşen bu tartışma, o dönemin çok önemli olaylarından biri. İçeride tartışma devam ederken dışarıda iki taraf büyük bir kalabalık halinde tetikte bekliyor. Sonra bu tartışma Bayram gazetesinde üç gün boyunca olduğu gibi tefrika ediliyor. Daha oluk oluk kan dökülmeden, her şeyin başlangıcında bu tartışma, iki tarafın saf ve samimi duygularını ve biraz da ezberlerini olanca berraklığı ile yansıtıyor. Bayram gazetesindeki bu tartışmanın gördüğü büyük ilgi, TRT&#8217;yi harekete geçiriyor. Henüz televizyon yayınlarının başında olan TRT, aynı üçlüyü yan yana getirip büyük ilgi çeken bir program yapıyor. Ramiz Ongun çok başarılı bir performans sergiliyor. Dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, programı izliyor ve Ülkücü gençlik liderini çok beğeniyor. Köşk&#8217;e davet edip taltif ediyor. Cumhurbaşkanı ile Ramiz Ongun arasında çok özel bir dostluk gelişiyor. 12 Mart darbesinden sonra rahmetli Türkeş&#8217;in çok özel bir rica ile Ramiz Ongun&#8217;u Cumhurbaşkanı&#8217;na gönderdiğini, kendisinden dinlemiştim. Ramiz Ongun, ilerleyen yaşına rağmen hâlâ bir gençlik lideri. Her an kitleleri peşine takıp sürükleyecek cerbezeye ve ikna gücüne sahip. Kürsüye çıktığı zaman kâğıttan okumuyor. Başarılı bir hatip olarak fikrini ve zikrini hem aklıyla hem de gönlüyle ortaya koyuyor, muhataplarını sarıp sarmalıyor. Belki de Ülkücülüğün en saf ve duru halini temsil eden doğuştan lider özellikleri yüzünden, MHP&#8217;nin bugününden uzakta duruyor. Ramiz Ongun, geçtiğimiz gün yazılı bir açıklama yaparak referandumda &#8220;evet&#8221; oyu kullanacağını açıkladı. Bu açıklama şu anlama geliyor: Ülkücüler referanduma &#8220;evet&#8221; desteği veriyorlar; MHP&#8217;nin bugünkü yönetimi ise &#8220;hayır&#8221; kampanyası yürütüyor. Ülkücü liderler &#8220;evet&#8221; diyor; MHP&#8217;li yönetici kadro ise &#8220;hayır&#8221; diyor. Ramiz Ongun&#8217;un AK Partili olmadığını söylemeye gerek yok. Referandumun bir parti meselesi olarak ele alınmasına karşı çıkıyor. &#8220;Rahmetli Türkeş&#8217;in karşı çıktığı Anayasa&#8217;ya bizim Daltonlar niye sahip çıkıyor?&#8221; diye soruyor. Pakete karşı gerekçe üretemediği halde hayır kampanyası yürüten MHP&#8217;yi, Ramiz Ongun&#8217;un Dalton kardeşlerden hangisine benzettiği ortada. Kadir Gecesi referandum fetvası veren MHP Genel Başkan Yardımcısı&#8217;nı bu benzetme tam yerine yerleştiriyor. Hani &#8220;referandumu gerçekleştirenlerin abdestinin kabul edilmeyeceği&#8221; fetvasını veren MHP&#8217;li yönetici var ya! Ülkücüler &#8220;evet&#8221;, MHP&#8217;li yöneticiler &#8220;hayır&#8221; diyorlar. İdam edilen ülkücüler üzerinden politika yapan MHP, idamdan kıl payı kurtulan ve ömrünün 10-11 yılını 12 Eylül komploları yüzünden zindanlarda geçiren ülkücülere ağır hakaretlerde bulunuyor. Referandumda &#8216;evet&#8217; oyu vereceğini açıklayan Ülkücülere yönelik MHP&#8217;den gelen ağır sözleri eleştiren Ramiz Ongun, &#8220;11 yıl hapis yatmış insanlara hakaret ediyor. Buna hakkı yok. Şehitlere sahip çık, gazilere hakaret et. Ne vicdansızlıktır, Devlet Bey&#8217;e yakışır mı? Çok ciddi bir çelişki&#8230;&#8221; karşılığını veriyor. &#8220;Anayasa&#8217;yı değiştirmek kahramanlık olacak&#8221; sözü, Ramiz Ongun&#8217;un koyduğu son nokta. Galiba, referandum kampanyasının en akılda kalıcı benzetmesi Ramiz Ongun&#8217;un &#8220;bizim Daltonlar&#8221; benzetmesi olacak. 13 Eylül sabahı, &#8220;sahi biz neden &#8216;hayır&#8217; demiştik?&#8221; diye soranları Red Kid okur gibi gözünüzün önünde canlandırmayı deneyin.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[CHP zenginler, fakirler]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1881</link>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 02:38:12 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1881</guid>
			<description><![CDATA[Ahmet Taşgetiren / Bugün<br />
Siz Kılıçdaroğlu&#8217;nun kürsüye çıktığında hiç &#8220;Ey sahil kesimi insanları, ey varlıklılar, ey üniversite mezunları, ey Kadıköy&#8217;ün, Etiler&#8217;in, rezidansların sakinleri, gelin CHP&#8217;ye, CHP sizin partiniz&#8221; dediğini duydunuz mu? Duymadınız. Kılıçdaroğlu kürsüye çıktığında, emeklilere, köylülere, işçilere, yoksullara sesleniyor ve Tayyip Erdoğan&#8217;ın &#8220;Havuzlu villada yaşadığına, altın kaplamalı musluklardan su içtiğine&#8221; işaret ediyor. Peki sonuçta ne oluyor? Olan biteni A&G&#8217;nin yöneticisi Adil Gür açıklıyor: &#8220;Bu referandumda daha muhafazakâr olan insanlar, fakirler, garibanlar ve düşük eğitimliler çok yüksek oranda &#8220;evet&#8221; diyecekler. Yüksek gelirliler, eğitimliler ise yüksek oranda &#8220;hayır&#8221; diyecek.&#8221; Adil Gür, bunu daha da açıyor: &#8220;Hane halkı geliri bin liranın altında olanların yüzde 70-75&#8242;i &#8220;evet&#8221; diyecek. Hane halkı geliri beş bin liranın üzerinde olanların çok büyük kısmı da &#8220;hayır&#8221; diyecek. Çünkü zenginler ve eğitimliler AKP&#8217;den memnun değiller.&#8221; (Taraf, Neşe Düzel ile mülakat, 6 Eylül 2010) Nedir bunun sosyo-politik-ekonomik izahı? AK Parti iktidarından ekonomik anlamda hiçbir şikayeti olmamasına rağmen, zenginlerin CHP&#8217;yi tutuyor olmasının, buna karşılık geçimlerinde çok büyük iyileşme olmamasına rağmen fakirlerin AK Parti&#8217;yi tutmasının altındaki sosyo-politik-ekonomik saikler neler? Neden varlıklı kesim, &#8220;gelin&#8221; diye bir çağrı olmamasına rağmen CHP&#8217;dedir de, fakir-fukara insanlar, bunca çağrıya rağmen &#8220;Halk Partisi&#8221;ne uzaktır? Ya da varlıklı kesim neden AK Parti&#8217;de, yani &#8220;havuzlu villa sahibi&#8221; bir liderin yanında değil de, fakir fukara vurgusu ile oy toplamaya çalışan Kılıçdaroğlu&#8217;na umut bağlar? Hesabını çok iyi bilen, bu yüzden de kasaları dolu olan bu insanlar için nasıl bir umut söz konusudur CHP&#8217;de? Bunun bariz bir ideolojik tercih olduğu muhakkak. Varlıklıların tercihi de ideolojiktir, fakir-fukaranın da&#8230; Fark, &#8220;din ve laiklik&#8221; konusuna bakışta ve &#8220;modern yaşam tarzı&#8221; konusundaki farklı yaklaşımda ortaya çıkıyor. CHP hem laikliğin hem modern yaşam tarzının timsali gibi görünüyor. O konuda duyarlı olan varlıklı kesim, onun için CHP&#8217;de kemikleşiyor. Aynı kesim, belli ki CHP&#8217;nin &#8220;halkçı&#8221; politikalarının, diyelim ekonomik rantların adil dağılımında kendilerini rahatsız edecek bir şey bulunmadığına da inanıyorlar. Anlaşılıyor ki Kılıçdaroğlu&#8217;nun adil gelir dağılımına dair söylemleri, çok gelirliden az gelirliye doğru bir akışı asla söz konusu etmiyor. Peki nasıl olacak adil gelir dağılımı? Sır. Bu sırrı varlıklı kesim bildiği için, kemikleşmiş biçimde CHP&#8217;nin arkasında duruyor. Ama o sırrı bir türlü anlayamayan fakir-fukara, bir de manevi değerlerde kayıp yaşamamak için CHP&#8217;ye iltifat etmiyor. Tayyip&#8217;e inanıyor. Belki de Tayyip&#8217;in, bu kapitalizm belasının sonuçlarından kendisini kurtaramasa bile, devlet imkanlarından fakir fukaraya bir şeyler taşımak gibi bir &#8220;insan yanı&#8221;nın bulunduğunu düşünüyor. Buradan bakıldığında CHP&#8217;nin propaganda stratejisi, klasik CHP tabanı olan varlıklı kesimi elde bir gibi değerlendirip, &#8220;yoksul kesimi ne kadar ikna edebilirsek&#8221;e oturuyor. Bu arada, CHP&#8217;nin varlıklı kesimle göbek bağını yoksul kesimin gözlerinden ne kadar uzak tutabilirse, onu da başarı hanesine yazıyor. Ama AK Parti&#8217;nin İstanbul mitingine katılanların, İstanbul&#8217;un varoşları dahil her yerinden aktığına bakılırsa, &#8220;İstanbul ve Tayyip Erdoğan irtibatı&#8221;nın hâlâ çok canlı olduğu sonucu ortaya çıkıyor. CHP ve başörtüsü Son afiş krizi, aslında CHP&#8217;nin içinde bocaladığı ikilemin tipik yansımalarından birisi. Bir yandan &#8220;Türban sorununu da biz çözeriz&#8221; söylemi, bir yandan &#8220;rahibe kıyafeti&#8221; suçlaması. İşin &#8220;rahibe kıyafeti&#8221;ni suçlama vesilesi olarak kullanmadaki çirkinlik kısmı ayrı, işin, &#8220;bu bir provokasyon&#8221; diyerek, yekten Başbakan&#8217;a saldırma kısmındaki çirkinlik ayrı ama işte &#8220;kemik CHP&#8221;deki damar tabak gibi ortaya çıkıyor ve &#8220;Türbanı biz çözeriz&#8221;in mumu yatsı olmadan sönüyor. CHP&#8217;nin, kendi bünyesinde bir ayıklama olmadan, &#8220;Türban&#8221;a el sürmesinin imkanı ve imkansızlığını ortaya koyan tipik bir hadise bu. CHP&#8217;deki laik-Kemalist damar, nerede ortaya çıkar? Çarşafa rozet takarsınız, çarşaf yırtılarak çıkar. &#8220;Türbanı biz çözeriz&#8221; dersiniz, türbanla rahibelik arasında irtibatlar kurarak çıkar. CHP&#8217;nin klasik damarı budur. Hele Kılıçdaroğlu, gelir dağılımında adaleti aramaya başlasın, o zaman CHP&#8217;nin varlıklı kesimlerdeki uzantılarında nasıl bir feryat zuhur edecek göreceğiz. Bence Kılıçdaroğlu, samimi olduğu ölçüde, en büyük mücadeleyi CHP içinde vermek zorunda kalacak. Hem ideolojik planda hem ekonomik politikalarda&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ahmet Taşgetiren / Bugün<br />
Siz Kılıçdaroğlu&#8217;nun kürsüye çıktığında hiç &#8220;Ey sahil kesimi insanları, ey varlıklılar, ey üniversite mezunları, ey Kadıköy&#8217;ün, Etiler&#8217;in, rezidansların sakinleri, gelin CHP&#8217;ye, CHP sizin partiniz&#8221; dediğini duydunuz mu? Duymadınız. Kılıçdaroğlu kürsüye çıktığında, emeklilere, köylülere, işçilere, yoksullara sesleniyor ve Tayyip Erdoğan&#8217;ın &#8220;Havuzlu villada yaşadığına, altın kaplamalı musluklardan su içtiğine&#8221; işaret ediyor. Peki sonuçta ne oluyor? Olan biteni A&G&#8217;nin yöneticisi Adil Gür açıklıyor: &#8220;Bu referandumda daha muhafazakâr olan insanlar, fakirler, garibanlar ve düşük eğitimliler çok yüksek oranda &#8220;evet&#8221; diyecekler. Yüksek gelirliler, eğitimliler ise yüksek oranda &#8220;hayır&#8221; diyecek.&#8221; Adil Gür, bunu daha da açıyor: &#8220;Hane halkı geliri bin liranın altında olanların yüzde 70-75&#8242;i &#8220;evet&#8221; diyecek. Hane halkı geliri beş bin liranın üzerinde olanların çok büyük kısmı da &#8220;hayır&#8221; diyecek. Çünkü zenginler ve eğitimliler AKP&#8217;den memnun değiller.&#8221; (Taraf, Neşe Düzel ile mülakat, 6 Eylül 2010) Nedir bunun sosyo-politik-ekonomik izahı? AK Parti iktidarından ekonomik anlamda hiçbir şikayeti olmamasına rağmen, zenginlerin CHP&#8217;yi tutuyor olmasının, buna karşılık geçimlerinde çok büyük iyileşme olmamasına rağmen fakirlerin AK Parti&#8217;yi tutmasının altındaki sosyo-politik-ekonomik saikler neler? Neden varlıklı kesim, &#8220;gelin&#8221; diye bir çağrı olmamasına rağmen CHP&#8217;dedir de, fakir-fukara insanlar, bunca çağrıya rağmen &#8220;Halk Partisi&#8221;ne uzaktır? Ya da varlıklı kesim neden AK Parti&#8217;de, yani &#8220;havuzlu villa sahibi&#8221; bir liderin yanında değil de, fakir fukara vurgusu ile oy toplamaya çalışan Kılıçdaroğlu&#8217;na umut bağlar? Hesabını çok iyi bilen, bu yüzden de kasaları dolu olan bu insanlar için nasıl bir umut söz konusudur CHP&#8217;de? Bunun bariz bir ideolojik tercih olduğu muhakkak. Varlıklıların tercihi de ideolojiktir, fakir-fukaranın da&#8230; Fark, &#8220;din ve laiklik&#8221; konusuna bakışta ve &#8220;modern yaşam tarzı&#8221; konusundaki farklı yaklaşımda ortaya çıkıyor. CHP hem laikliğin hem modern yaşam tarzının timsali gibi görünüyor. O konuda duyarlı olan varlıklı kesim, onun için CHP&#8217;de kemikleşiyor. Aynı kesim, belli ki CHP&#8217;nin &#8220;halkçı&#8221; politikalarının, diyelim ekonomik rantların adil dağılımında kendilerini rahatsız edecek bir şey bulunmadığına da inanıyorlar. Anlaşılıyor ki Kılıçdaroğlu&#8217;nun adil gelir dağılımına dair söylemleri, çok gelirliden az gelirliye doğru bir akışı asla söz konusu etmiyor. Peki nasıl olacak adil gelir dağılımı? Sır. Bu sırrı varlıklı kesim bildiği için, kemikleşmiş biçimde CHP&#8217;nin arkasında duruyor. Ama o sırrı bir türlü anlayamayan fakir-fukara, bir de manevi değerlerde kayıp yaşamamak için CHP&#8217;ye iltifat etmiyor. Tayyip&#8217;e inanıyor. Belki de Tayyip&#8217;in, bu kapitalizm belasının sonuçlarından kendisini kurtaramasa bile, devlet imkanlarından fakir fukaraya bir şeyler taşımak gibi bir &#8220;insan yanı&#8221;nın bulunduğunu düşünüyor. Buradan bakıldığında CHP&#8217;nin propaganda stratejisi, klasik CHP tabanı olan varlıklı kesimi elde bir gibi değerlendirip, &#8220;yoksul kesimi ne kadar ikna edebilirsek&#8221;e oturuyor. Bu arada, CHP&#8217;nin varlıklı kesimle göbek bağını yoksul kesimin gözlerinden ne kadar uzak tutabilirse, onu da başarı hanesine yazıyor. Ama AK Parti&#8217;nin İstanbul mitingine katılanların, İstanbul&#8217;un varoşları dahil her yerinden aktığına bakılırsa, &#8220;İstanbul ve Tayyip Erdoğan irtibatı&#8221;nın hâlâ çok canlı olduğu sonucu ortaya çıkıyor. CHP ve başörtüsü Son afiş krizi, aslında CHP&#8217;nin içinde bocaladığı ikilemin tipik yansımalarından birisi. Bir yandan &#8220;Türban sorununu da biz çözeriz&#8221; söylemi, bir yandan &#8220;rahibe kıyafeti&#8221; suçlaması. İşin &#8220;rahibe kıyafeti&#8221;ni suçlama vesilesi olarak kullanmadaki çirkinlik kısmı ayrı, işin, &#8220;bu bir provokasyon&#8221; diyerek, yekten Başbakan&#8217;a saldırma kısmındaki çirkinlik ayrı ama işte &#8220;kemik CHP&#8221;deki damar tabak gibi ortaya çıkıyor ve &#8220;Türbanı biz çözeriz&#8221;in mumu yatsı olmadan sönüyor. CHP&#8217;nin, kendi bünyesinde bir ayıklama olmadan, &#8220;Türban&#8221;a el sürmesinin imkanı ve imkansızlığını ortaya koyan tipik bir hadise bu. CHP&#8217;deki laik-Kemalist damar, nerede ortaya çıkar? Çarşafa rozet takarsınız, çarşaf yırtılarak çıkar. &#8220;Türbanı biz çözeriz&#8221; dersiniz, türbanla rahibelik arasında irtibatlar kurarak çıkar. CHP&#8217;nin klasik damarı budur. Hele Kılıçdaroğlu, gelir dağılımında adaleti aramaya başlasın, o zaman CHP&#8217;nin varlıklı kesimlerdeki uzantılarında nasıl bir feryat zuhur edecek göreceğiz. Bence Kılıçdaroğlu, samimi olduğu ölçüde, en büyük mücadeleyi CHP içinde vermek zorunda kalacak. Hem ideolojik planda hem ekonomik politikalarda&#8230;]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kemalist solcular &#8216;Evet&#8217;çi gruplara nasıl saldırıyor?]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1880</link>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 02:36:29 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1880</guid>
			<description><![CDATA[Emre Aköz / Sabah<br />
Cumartesi günü kendimi 1970&#8216;li yıllarda hissettim. Taksim&#8216;deki bir otelde, &#8216;Yetmez ama Evet&#8216; platformunun bir toplantısı vardı.<br />
Çeşitli kesimlerden insanlar, niye &#8220;Yetmez ama Evet!&#8221; dediklerini anlatmak üzere bir araya gelmişlerdi.<br />
Platformun başını Genç Siviller ile DSİP (Devrimci Sosyalist İşçi Partisi) çekiyordu.<br />
Toplantıya gittiğimde bir masanın ardını gösterdi arkadaşlar. Dinleyicilerin ve kameraların karşısına dizildik.<br />
Genç bir kadına &#8220;Siz kimlerdensiniz&#8221; diye sordum. &#8220;DSİP&#8221; dedi. Tabii anında potu kırdım: &#8220;Haa, Roni&#8217;nin partisi mi?&#8221; Biraz bozuldu arkadaş. &#8220;Birçok kişi bizi öyle tanıyor&#8221; dedi.<br />
(Roni dediğim Roni Margulies. Hem sosyalist, hem Yahudi, hem evetçi olan Taraf yazarı.)<br />
<br />
***<br />
Neyse&#8230; Toplantı yazar Adalet Ağaoğlu&#8216;nun konuşması ile başladı. Ardından Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı, hukuk doçenti Osman Can konuştu.<br />
Tam üçüncü kişiye geçiliyordu ki konuşmacılar arasında oturan bir genç ayağa kalkıp, &#8220;Ben de bir şey söyleyeceğim&#8221; dedi.<br />
Paneli yönetenler, &#8220;Şu anda soru almıyoruz, konuşmalar bitince sorarsınız&#8221; dedi. Oğlan, &#8220;Soru sormayacağım, bir şey söyleyeceğim&#8221; diye ısrar etti.<br />
Ve ondan sonra, ani bir vites değişimle ses seviyesini üçe beşe katlayarak bağırmaya başladı. Evetçileri bir şeylerle suçluyordu.<br />
Birileri işin nereye varacağını anladı. &#8220;Çıkar mısınız dışarı&#8221; filan dediler.<br />
Oğlan, &#8220;Demokrasi varsa ben de konuşacağım&#8221; dedi ve devam etti. Bu arada panelin afişlerini yırtıyordu.<br />
Bunun üzerine, paneli düzenleyenler, beni hayretlere düşüren bir yumuşaklıkla, oğlanı dışarıya çıkarmaya çalıştılar.<br />
O anda birkaç kişi daha aynı biçimde bağırmaya başladı. İçlerinde bir de kız vardı. Ufak tefek bir şeydi ama cırtlak sesi pek güçlüydü.<br />
Tabii kameralar orada olmasa böyle bir şey yapmazlardı. Amaçları hem paneli sabote etmek, hem de seyircide &#8220;Evet toplantıları kavgalı geçiyor&#8221; izlenimini uyandırmaktı.<br />
<br />
***<br />
Yukarıda &#8220;hayret verici yumuşaklık&#8221; dedim. Çünkü 1970&#8216;lerdeki panellerde böyle nezaket sahneleri olmazdı.<br />
Sabotaj ve provokasyon amaçlı davetsiz misafir en fazla bir kere uyarılır, hâlâ ısrar ederse, western filmlerindeki gibi, bir güzel ıslatılıp kapının önüne konurdu.<br />
Ancak &#8220;ıslanan&#8221; biz olduk!<br />
İtiş kakış esnasında masada duran sürahi devrildi. Benim sol, hemen yanımda oturan Ahmet Kekeç&#8216;in de sağ bacağı sırılsıklam oldu.<br />
Gülüp geçtim. Benim asıl canımı sıkan 81 yaşındaki Adalet Hanıma (ve yanındaki Osman Can&#8217;a) yumurta atmaları oldu.<br />
O yaştaki bir kadına yumurta atılır mı? Yuh!<br />
Yaptığı da ne; bir konudaki fikrini açıklıyor&#8230;<br />
Oğlan bir de, &#8220;Burada demokrasi varsa&#8230;&#8221; filan diye naralar atmaz mı? Sahtekârlığın daniskası.<br />
Kemalist solcular benzeri bir sabotaja İzmir&#8216;de girişip; Nabi Yağcı, Ferhat Kentel, Abdurrahman Dilipak, Roni Margulies&#8216;li paneli engellemeye çalışmış.<br />
Irksal olanını bilmem ama &#8220;siyasi soy&#8221; diye bir şey var. Bunların abileri de böyle değil miydi? Veli Küçük ile Kemal Kerinçsiz tayfası konferanslarda, duruşmalarda aynısını yapmıyor muydu?<br />
Bunlar da Küçük Ergenekon işte.<br />
<br />
***<br />
Referandumda çıkacak bir &#8216;Evet&#8217;e bel bağlayanlar var. &#8216;Evet&#8217; sonucu elbette önemli ama ortalık güllük gülistanlık olmayacak.<br />
Özellikle &#8216;Evet-Hayır&#8216; farkı 10 puan ve altı olursa, seyreyleyin koparacakları vaveylayı.<br />
Çünkü hiçbir zümre maddi ve manevi gücünü direnmeden bırakmaz. Hele elinin altında böyle eğitimli haytalar varken&#8230;<br />
Bürokrasi, demokrasiye karşı direniyor işte. Olay bu!<br />
Bazı aymaz Kürtler de, &#8220;Kimle kavga ediyorsam, onunla barışırım&#8221; deyip hâlâ bu otoriter bürokrasiyle anlaşabileceğini sanıyor.<br />
Allah akıl fikir versin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Emre Aköz / Sabah<br />
Cumartesi günü kendimi 1970&#8216;li yıllarda hissettim. Taksim&#8216;deki bir otelde, &#8216;Yetmez ama Evet&#8216; platformunun bir toplantısı vardı.<br />
Çeşitli kesimlerden insanlar, niye &#8220;Yetmez ama Evet!&#8221; dediklerini anlatmak üzere bir araya gelmişlerdi.<br />
Platformun başını Genç Siviller ile DSİP (Devrimci Sosyalist İşçi Partisi) çekiyordu.<br />
Toplantıya gittiğimde bir masanın ardını gösterdi arkadaşlar. Dinleyicilerin ve kameraların karşısına dizildik.<br />
Genç bir kadına &#8220;Siz kimlerdensiniz&#8221; diye sordum. &#8220;DSİP&#8221; dedi. Tabii anında potu kırdım: &#8220;Haa, Roni&#8217;nin partisi mi?&#8221; Biraz bozuldu arkadaş. &#8220;Birçok kişi bizi öyle tanıyor&#8221; dedi.<br />
(Roni dediğim Roni Margulies. Hem sosyalist, hem Yahudi, hem evetçi olan Taraf yazarı.)<br />
<br />
***<br />
Neyse&#8230; Toplantı yazar Adalet Ağaoğlu&#8216;nun konuşması ile başladı. Ardından Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı, hukuk doçenti Osman Can konuştu.<br />
Tam üçüncü kişiye geçiliyordu ki konuşmacılar arasında oturan bir genç ayağa kalkıp, &#8220;Ben de bir şey söyleyeceğim&#8221; dedi.<br />
Paneli yönetenler, &#8220;Şu anda soru almıyoruz, konuşmalar bitince sorarsınız&#8221; dedi. Oğlan, &#8220;Soru sormayacağım, bir şey söyleyeceğim&#8221; diye ısrar etti.<br />
Ve ondan sonra, ani bir vites değişimle ses seviyesini üçe beşe katlayarak bağırmaya başladı. Evetçileri bir şeylerle suçluyordu.<br />
Birileri işin nereye varacağını anladı. &#8220;Çıkar mısınız dışarı&#8221; filan dediler.<br />
Oğlan, &#8220;Demokrasi varsa ben de konuşacağım&#8221; dedi ve devam etti. Bu arada panelin afişlerini yırtıyordu.<br />
Bunun üzerine, paneli düzenleyenler, beni hayretlere düşüren bir yumuşaklıkla, oğlanı dışarıya çıkarmaya çalıştılar.<br />
O anda birkaç kişi daha aynı biçimde bağırmaya başladı. İçlerinde bir de kız vardı. Ufak tefek bir şeydi ama cırtlak sesi pek güçlüydü.<br />
Tabii kameralar orada olmasa böyle bir şey yapmazlardı. Amaçları hem paneli sabote etmek, hem de seyircide &#8220;Evet toplantıları kavgalı geçiyor&#8221; izlenimini uyandırmaktı.<br />
<br />
***<br />
Yukarıda &#8220;hayret verici yumuşaklık&#8221; dedim. Çünkü 1970&#8216;lerdeki panellerde böyle nezaket sahneleri olmazdı.<br />
Sabotaj ve provokasyon amaçlı davetsiz misafir en fazla bir kere uyarılır, hâlâ ısrar ederse, western filmlerindeki gibi, bir güzel ıslatılıp kapının önüne konurdu.<br />
Ancak &#8220;ıslanan&#8221; biz olduk!<br />
İtiş kakış esnasında masada duran sürahi devrildi. Benim sol, hemen yanımda oturan Ahmet Kekeç&#8216;in de sağ bacağı sırılsıklam oldu.<br />
Gülüp geçtim. Benim asıl canımı sıkan 81 yaşındaki Adalet Hanıma (ve yanındaki Osman Can&#8217;a) yumurta atmaları oldu.<br />
O yaştaki bir kadına yumurta atılır mı? Yuh!<br />
Yaptığı da ne; bir konudaki fikrini açıklıyor&#8230;<br />
Oğlan bir de, &#8220;Burada demokrasi varsa&#8230;&#8221; filan diye naralar atmaz mı? Sahtekârlığın daniskası.<br />
Kemalist solcular benzeri bir sabotaja İzmir&#8216;de girişip; Nabi Yağcı, Ferhat Kentel, Abdurrahman Dilipak, Roni Margulies&#8216;li paneli engellemeye çalışmış.<br />
Irksal olanını bilmem ama &#8220;siyasi soy&#8221; diye bir şey var. Bunların abileri de böyle değil miydi? Veli Küçük ile Kemal Kerinçsiz tayfası konferanslarda, duruşmalarda aynısını yapmıyor muydu?<br />
Bunlar da Küçük Ergenekon işte.<br />
<br />
***<br />
Referandumda çıkacak bir &#8216;Evet&#8217;e bel bağlayanlar var. &#8216;Evet&#8217; sonucu elbette önemli ama ortalık güllük gülistanlık olmayacak.<br />
Özellikle &#8216;Evet-Hayır&#8216; farkı 10 puan ve altı olursa, seyreyleyin koparacakları vaveylayı.<br />
Çünkü hiçbir zümre maddi ve manevi gücünü direnmeden bırakmaz. Hele elinin altında böyle eğitimli haytalar varken&#8230;<br />
Bürokrasi, demokrasiye karşı direniyor işte. Olay bu!<br />
Bazı aymaz Kürtler de, &#8220;Kimle kavga ediyorsam, onunla barışırım&#8221; deyip hâlâ bu otoriter bürokrasiyle anlaşabileceğini sanıyor.<br />
Allah akıl fikir versin.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yeni bir Türkiye umudu]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1879</link>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 02:35:12 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1879</guid>
			<description><![CDATA[Ergun Babahan / Star<br />
Mehmet Altan &#8220;2&#8217;nci Cumhuriyet&#8221; demişti.<br />
<br />
Adına ne derseniz deyin rahmetli Turgut Özal&#8217;ın attığı temeller üzerinde yeni bir Türkiye yükseliyor.<br />
<br />
Bu &#8220;Yeni Türkiye&#8221;nin tüm değişimleri olumlu yönde değil elbette.<br />
<br />
Çevreyi ve doğayı daha fazla tahrip ediyor mesela&#8230;<br />
<br />
Gelir dağılımında adaleti de sağlayamıyor&#8230;<br />
<br />
Yoksulluğu ortadan kaldırmak kadar sadaka kültürünü de öne çekiyor&#8230;<br />
<br />
Ama yine de &#8220;Eski Türkiye&#8221;den iyi olduğunu söyleyebiliriz.<br />
<br />
Demokrasisi hala tam değil ama düne göre eksiksiz.<br />
<br />
İşkence suçlaması giderek daha az yapılıyor mesela&#8230;<br />
<br />
Polisin yurttaşa daha dikkatli ve saygılı davrandığı da ortada.<br />
<br />
Sağlıktan eğitime, ulaştırmadan spora kadar her alanda daha iyiye gidiliyor.<br />
<br />
İtirazı olanlar son yılların yatırım rakamlarına bakabilir.<br />
<br />
Yeni Türkiye&#8217;nin sahneye çıkışı yurttaşların yaşam seviyesini yükseltiyor. <br />
<br />
Eski Türkiye&#8217;de ısrar eden son kale yargı kaldı. <br />
<br />
İdeolojik ve katı bir tutumu var yargının.<br />
<br />
O yüzden Yargıtay Başkanı Gerçeker&#8217;in yargı ile ilgili değerlendirmesi doğru değil.<br />
<br />
Yargı kendi başına bırakıldığında devletçi, bireye, özgürlüklere karşı bir tutum alıyor. <br />
<br />
Türkiye&#8217;nin yakın tarihindeki tüm önemli davalar bunun tanığı.<br />
<br />
Türkiye yargı sisteminin özgürlükler alanını genişleten, uluslararası hukuk sisteminde saygı uyandıran bir tek kararı var mıdır merak ediyorum.<br />
<br />
Bu yargı sistemi Yeni Türkiye&#8217;yi taşımıyor. <br />
<br />
Yargı, her şeyi taze sebze-meyve dolu bir manavda duran çürümüş karpuza benziyor.<br />
<br />
Türkiye yeni dünyanın saygın bir üyesi olmak istiyorsa, yargı sistemini çağa uydurmak, şeffaflığı, çoğulculuğu sağlamak gerekir.<br />
<br />
12 Eylül referandumu Yeni Türkiye için de kritik bir dönüm noktası olacak.<br />
<br />
Erdoğan&#8217;ın sırrı<br />
<br />
Diyarbakır&#8217;da topluyor kitleleri, İstanbul&#8217;da da.<br />
<br />
Üstelik artık yüzü de eskidi.<br />
<br />
Rakiplerinin aksine her kentte en az 3-4 miting yapmıştır bugüne kadar.<br />
<br />
Sık sık televizyon ekranlarından halka hitap ediyor.<br />
<br />
Yani merak edilen yönü çok az.<br />
<br />
Ama yine de İstanbul&#8217;da 300 binden fazla insanı toplayabiliyor.<br />
<br />
Neden hala insanlar bu mitinglere ilgi duyuyor? <br />
<br />
Bu cevaplanması gereken bir soru&#8230;<br />
<br />
Yanıt, aradan geçen 7 yıla rağmen hem Erdoğan&#8217;ın, hem partisinin dinamizmini, hem yenilikçiliğini koruyor olmasında yatıyor herhalde. <br />
<br />
Erdoğan değişimi temsil ediyor ve bazı şeyleri değiştirmek için mücadele ediyor.<br />
<br />
Karşısındakiler ise durağanlık istiyor, her türlü değişime karşı.<br />
<br />
Yani Erdoğan kitleye pozitif, muhalefet ise negatif enerji veriyor.<br />
<br />
Herhalde onun için meydanlar hala böylesi kalabalıklara tanıklık ediyor.<br />
<br />
Muhalefetin konumunu yeniden gözden geçirmesinde yarar var.<br />
<br />
Yazarlar ve gazeteler<br />
<br />
Yazarlarına bakarsak, ki kiminin gazete yapımında da sorumluluğa var, Türkiye korkunç bir diktatörlük pençesinde.<br />
<br />
Yazarların yazdığı gazeteler ise bu havayı yansıtmıyor.<br />
<br />
Sonuç: Ya gazeteler yanlış ya da bu yazarlar yanlış gazetelerde yazıyor. <br />
<br />
Rahibe meselesi<br />
<br />
CHP önce inkar, sonra kabul etti.<br />
<br />
Başta Başbakan Erdoğan tüm AK Parti temsilcileri kıyamet kopardı.<br />
<br />
Sonunda İçişleri Bakanlığı, başörtüsünü rahibe kıyafetine benzeten billboardları CHP&#8217;li bir belediyenin astığını açıkladı.<br />
<br />
Anlamadığım nokta şu; rahibe kıyafeti neden aşağılama gerekçesi oluyor.<br />
<br />
Bildiğim kadarıyla rahibeler, Tanrı yolunda olmak için dünya zevkinden vazgeçmiş, kendilerini ibadete ve din eğitimine adamış insanlar.<br />
<br />
Prof. Muazzez Çığ, başörtüsünün tarihsel kökeni konusunda bazı iddialarda bulunduğunda da kıyamet kopmuştu.<br />
<br />
Ya o zaman koparılan kıyamet yanlıştı ya da bugün koparılan kıyamet yanlış&#8230;<br />
<br />
Hayırcılara 2 soru<br />
<br />
Referandumda &#8220;hayır&#8221; diyenler, bu tavırlarını AK Parti&#8217;ye bağlıyorlar.<br />
<br />
Demokrat değil, hoşgörülü değil vs.<br />
<br />
Bir de AK Parti&#8217;nin yargıyı yürütmenin denetimine sokacağını söylüyorlar.<br />
<br />
AK Parti ile yargının demokratlaştırılması iki ayrı konu. AK Parti iktidarı bugün var, yarın yok.<br />
<br />
Bu yargı sistemi ise bizimle beraber.<br />
<br />
Şimdi değilse ne zaman reform yapılacak?<br />
<br />
Bu bir&#8230;<br />
<br />
İkincisi, yargı hangi yollarla yürütmenin emrine girecek, net bir şekilde anlatır mısınız?<br />
<br />
Adalet Hanıma yumurta<br />
<br />
Türkiye&#8217;nin saygın bir edebiyatçısı, referandumda evet diyeceğini açıkladığı için saldırıya uğruyor.<br />
<br />
Sezen Aksu&#8217;ya sazan diyenler, Adalet Ağaoğlu&#8217;na yumurta atıyorlar.<br />
<br />
Sonra kalkıp evet diyenlerin hoşgörülü olmadığını ileri sürüyorlar.<br />
<br />
Kedi gibi bunlar&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ergun Babahan / Star<br />
Mehmet Altan &#8220;2&#8217;nci Cumhuriyet&#8221; demişti.<br />
<br />
Adına ne derseniz deyin rahmetli Turgut Özal&#8217;ın attığı temeller üzerinde yeni bir Türkiye yükseliyor.<br />
<br />
Bu &#8220;Yeni Türkiye&#8221;nin tüm değişimleri olumlu yönde değil elbette.<br />
<br />
Çevreyi ve doğayı daha fazla tahrip ediyor mesela&#8230;<br />
<br />
Gelir dağılımında adaleti de sağlayamıyor&#8230;<br />
<br />
Yoksulluğu ortadan kaldırmak kadar sadaka kültürünü de öne çekiyor&#8230;<br />
<br />
Ama yine de &#8220;Eski Türkiye&#8221;den iyi olduğunu söyleyebiliriz.<br />
<br />
Demokrasisi hala tam değil ama düne göre eksiksiz.<br />
<br />
İşkence suçlaması giderek daha az yapılıyor mesela&#8230;<br />
<br />
Polisin yurttaşa daha dikkatli ve saygılı davrandığı da ortada.<br />
<br />
Sağlıktan eğitime, ulaştırmadan spora kadar her alanda daha iyiye gidiliyor.<br />
<br />
İtirazı olanlar son yılların yatırım rakamlarına bakabilir.<br />
<br />
Yeni Türkiye&#8217;nin sahneye çıkışı yurttaşların yaşam seviyesini yükseltiyor. <br />
<br />
Eski Türkiye&#8217;de ısrar eden son kale yargı kaldı. <br />
<br />
İdeolojik ve katı bir tutumu var yargının.<br />
<br />
O yüzden Yargıtay Başkanı Gerçeker&#8217;in yargı ile ilgili değerlendirmesi doğru değil.<br />
<br />
Yargı kendi başına bırakıldığında devletçi, bireye, özgürlüklere karşı bir tutum alıyor. <br />
<br />
Türkiye&#8217;nin yakın tarihindeki tüm önemli davalar bunun tanığı.<br />
<br />
Türkiye yargı sisteminin özgürlükler alanını genişleten, uluslararası hukuk sisteminde saygı uyandıran bir tek kararı var mıdır merak ediyorum.<br />
<br />
Bu yargı sistemi Yeni Türkiye&#8217;yi taşımıyor. <br />
<br />
Yargı, her şeyi taze sebze-meyve dolu bir manavda duran çürümüş karpuza benziyor.<br />
<br />
Türkiye yeni dünyanın saygın bir üyesi olmak istiyorsa, yargı sistemini çağa uydurmak, şeffaflığı, çoğulculuğu sağlamak gerekir.<br />
<br />
12 Eylül referandumu Yeni Türkiye için de kritik bir dönüm noktası olacak.<br />
<br />
Erdoğan&#8217;ın sırrı<br />
<br />
Diyarbakır&#8217;da topluyor kitleleri, İstanbul&#8217;da da.<br />
<br />
Üstelik artık yüzü de eskidi.<br />
<br />
Rakiplerinin aksine her kentte en az 3-4 miting yapmıştır bugüne kadar.<br />
<br />
Sık sık televizyon ekranlarından halka hitap ediyor.<br />
<br />
Yani merak edilen yönü çok az.<br />
<br />
Ama yine de İstanbul&#8217;da 300 binden fazla insanı toplayabiliyor.<br />
<br />
Neden hala insanlar bu mitinglere ilgi duyuyor? <br />
<br />
Bu cevaplanması gereken bir soru&#8230;<br />
<br />
Yanıt, aradan geçen 7 yıla rağmen hem Erdoğan&#8217;ın, hem partisinin dinamizmini, hem yenilikçiliğini koruyor olmasında yatıyor herhalde. <br />
<br />
Erdoğan değişimi temsil ediyor ve bazı şeyleri değiştirmek için mücadele ediyor.<br />
<br />
Karşısındakiler ise durağanlık istiyor, her türlü değişime karşı.<br />
<br />
Yani Erdoğan kitleye pozitif, muhalefet ise negatif enerji veriyor.<br />
<br />
Herhalde onun için meydanlar hala böylesi kalabalıklara tanıklık ediyor.<br />
<br />
Muhalefetin konumunu yeniden gözden geçirmesinde yarar var.<br />
<br />
Yazarlar ve gazeteler<br />
<br />
Yazarlarına bakarsak, ki kiminin gazete yapımında da sorumluluğa var, Türkiye korkunç bir diktatörlük pençesinde.<br />
<br />
Yazarların yazdığı gazeteler ise bu havayı yansıtmıyor.<br />
<br />
Sonuç: Ya gazeteler yanlış ya da bu yazarlar yanlış gazetelerde yazıyor. <br />
<br />
Rahibe meselesi<br />
<br />
CHP önce inkar, sonra kabul etti.<br />
<br />
Başta Başbakan Erdoğan tüm AK Parti temsilcileri kıyamet kopardı.<br />
<br />
Sonunda İçişleri Bakanlığı, başörtüsünü rahibe kıyafetine benzeten billboardları CHP&#8217;li bir belediyenin astığını açıkladı.<br />
<br />
Anlamadığım nokta şu; rahibe kıyafeti neden aşağılama gerekçesi oluyor.<br />
<br />
Bildiğim kadarıyla rahibeler, Tanrı yolunda olmak için dünya zevkinden vazgeçmiş, kendilerini ibadete ve din eğitimine adamış insanlar.<br />
<br />
Prof. Muazzez Çığ, başörtüsünün tarihsel kökeni konusunda bazı iddialarda bulunduğunda da kıyamet kopmuştu.<br />
<br />
Ya o zaman koparılan kıyamet yanlıştı ya da bugün koparılan kıyamet yanlış&#8230;<br />
<br />
Hayırcılara 2 soru<br />
<br />
Referandumda &#8220;hayır&#8221; diyenler, bu tavırlarını AK Parti&#8217;ye bağlıyorlar.<br />
<br />
Demokrat değil, hoşgörülü değil vs.<br />
<br />
Bir de AK Parti&#8217;nin yargıyı yürütmenin denetimine sokacağını söylüyorlar.<br />
<br />
AK Parti ile yargının demokratlaştırılması iki ayrı konu. AK Parti iktidarı bugün var, yarın yok.<br />
<br />
Bu yargı sistemi ise bizimle beraber.<br />
<br />
Şimdi değilse ne zaman reform yapılacak?<br />
<br />
Bu bir&#8230;<br />
<br />
İkincisi, yargı hangi yollarla yürütmenin emrine girecek, net bir şekilde anlatır mısınız?<br />
<br />
Adalet Hanıma yumurta<br />
<br />
Türkiye&#8217;nin saygın bir edebiyatçısı, referandumda evet diyeceğini açıkladığı için saldırıya uğruyor.<br />
<br />
Sezen Aksu&#8217;ya sazan diyenler, Adalet Ağaoğlu&#8217;na yumurta atıyorlar.<br />
<br />
Sonra kalkıp evet diyenlerin hoşgörülü olmadığını ileri sürüyorlar.<br />
<br />
Kedi gibi bunlar&#8230;]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kurtulmuş&#8217;tan yargıya ağır eleştiri]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1878</link>
			<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 02:33:57 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1878</guid>
			<description><![CDATA[SP lideri Numan Kurtulmuş, anayasa değişikliklerine yargıdaki vesayet anlayışı yüzünden özellikle destek verdiklerini açıkladı.<br />
Saadet Partisi lideri Numan Kurtulmuş, anayasa değişikliklerine yargıdaki vesayet anlayışı yüzünden özellikle destek verdiklerini açıkladı. Anayasa Mahkemesi&#8217;nin, son kararlarıyla Parlamento&#8217;yu &#8216;avam kamarası&#8217; kendisini ise &#8216;lordlar kamarası&#8217; yerine koyduğunu söyledi. Zaman gazetesinin haberine göre, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, askere gerek kalmadan, milletin kendi anayasasını hazırlayabileceğini göstermek için referandumda &#8216;evet&#8217; denmesi gerektiğini söyledi. Anayasa paketinin referanduma götürülmesinin Tanzimat&#8217;tan beri yapılmayan bir ilkin gerçekleşmesi anlamına geldiğini belirten Kurtulmuş, &#8216;hayır&#8217; çağrısı yapanları da, &#8220;Askerin namlusu ucunda yapılan anayasaya düğme ilikleyenler, millet anayasa yapsın deyince tüyleri diken diken oluyor. Bunun için maalesef CHP ve MHP kendilerini statükonun sivil koruyucuları konumuna getiriyorlar.&#8221; sözleriyle eleştirdi. Muhalefetin karşı çıktığı yüksek yargıyla ilgili değişikliklere atıf yapan Kurtulmuş, kendilerinin pakete evet demelerindeki en büyük sebebin bu değişiklikler olduğunu kaydetti. Kurtulmuş, &#8220;Yüksek yargı ile ilgili maddeler değişmeseydi ve paket bu maddelerden yoksun kalsaydı dostlar alışverişte görsün paketi olacaktı. Laf olsun diye yapılmış bir paket olacaktı.&#8221; diye konuştu. SP lideri Kurtulmuş, CHP ve MHP&#8217;nin milletin oylarıyla hiçbir zaman iktidara gelemeyeceklerini düşündükleri için yargıdaki millet egemenliğine karşı çıktıklarını savundu. Kurtulmuş, Anayasa Mahkemesi (AYM) ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;nun (HSYK) yapısının değiştirilmesiyle ilgili şöyle konuştu: &#8220;Esasında bu paketin esas ağırlıklı olarak ele alınması gereken maddeleri HSYK ve AYM ile ilgili düzenlemelerdir. Tam da bizim &#8216;evet&#8217; gerekçemiz aslında bu maddelerle ilgilidir. Türkiye&#8217;nin siyasal yapısı demokrasi olsa da aslında Türkiye&#8217;de sistemin esas adı bürokratik oligarşidir. Millet tarafından seçilmeyen ve denetlenmeyen kurum ve kuruluşların milletin işlerini milletten bağımsız olarak yapıyor olmasıdır. AYM, HSYK ve Danıştay gibi kurumlar yetkilerini milletten alıyorlar, ancak burada milletin hiçbir denetimi yoktur.&#8221; YÜKSEK YARGIYA GÖRE MECLİS AVAM KAMARASI &#8220;500 milletvekilinin fikir birliğiyle oluşturulan anayasayı bile &#8216;istemezsek iptal ederiz&#8217; diyorlar. Böyle demokrasi olmaz.&#8221; diyen Kurtulmuş, bu durumun farklı bir yasama anlamı içereceğini söyledi. Kurtulmuş, &#8220;Anayasa Mahkemesi, bu kararlarla kendisini Meclis&#8217;in üstünde bir senato konumuna getirmiştir. Parlamento&#8217;ya demiştir ki: &#8216;Sen avam kamarasısın ben lordlar kamarasıyım&#8217;. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Mevcut durum tam bir kapalı devre yargı oligarşisidir.&#8221; diye konuştu. Milletin bu referandumla artık ülkenin sahibinin kendisinin olduğunu haykıracağını belirten Kurtulmuş, ülkenin geleceği için vatandaşlara &#8216;evet&#8217; çağrısı yaptı. 13 Eylül&#8217;den itibaren yeni anayasa için yollara düşeceklerini kaydeden Numan Kurtulmuş, şimdiden bunun hazırlığı içerisinde olduklarını belirtti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[SP lideri Numan Kurtulmuş, anayasa değişikliklerine yargıdaki vesayet anlayışı yüzünden özellikle destek verdiklerini açıkladı.<br />
Saadet Partisi lideri Numan Kurtulmuş, anayasa değişikliklerine yargıdaki vesayet anlayışı yüzünden özellikle destek verdiklerini açıkladı. Anayasa Mahkemesi&#8217;nin, son kararlarıyla Parlamento&#8217;yu &#8216;avam kamarası&#8217; kendisini ise &#8216;lordlar kamarası&#8217; yerine koyduğunu söyledi. Zaman gazetesinin haberine göre, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, askere gerek kalmadan, milletin kendi anayasasını hazırlayabileceğini göstermek için referandumda &#8216;evet&#8217; denmesi gerektiğini söyledi. Anayasa paketinin referanduma götürülmesinin Tanzimat&#8217;tan beri yapılmayan bir ilkin gerçekleşmesi anlamına geldiğini belirten Kurtulmuş, &#8216;hayır&#8217; çağrısı yapanları da, &#8220;Askerin namlusu ucunda yapılan anayasaya düğme ilikleyenler, millet anayasa yapsın deyince tüyleri diken diken oluyor. Bunun için maalesef CHP ve MHP kendilerini statükonun sivil koruyucuları konumuna getiriyorlar.&#8221; sözleriyle eleştirdi. Muhalefetin karşı çıktığı yüksek yargıyla ilgili değişikliklere atıf yapan Kurtulmuş, kendilerinin pakete evet demelerindeki en büyük sebebin bu değişiklikler olduğunu kaydetti. Kurtulmuş, &#8220;Yüksek yargı ile ilgili maddeler değişmeseydi ve paket bu maddelerden yoksun kalsaydı dostlar alışverişte görsün paketi olacaktı. Laf olsun diye yapılmış bir paket olacaktı.&#8221; diye konuştu. SP lideri Kurtulmuş, CHP ve MHP&#8217;nin milletin oylarıyla hiçbir zaman iktidara gelemeyeceklerini düşündükleri için yargıdaki millet egemenliğine karşı çıktıklarını savundu. Kurtulmuş, Anayasa Mahkemesi (AYM) ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu&#8217;nun (HSYK) yapısının değiştirilmesiyle ilgili şöyle konuştu: &#8220;Esasında bu paketin esas ağırlıklı olarak ele alınması gereken maddeleri HSYK ve AYM ile ilgili düzenlemelerdir. Tam da bizim &#8216;evet&#8217; gerekçemiz aslında bu maddelerle ilgilidir. Türkiye&#8217;nin siyasal yapısı demokrasi olsa da aslında Türkiye&#8217;de sistemin esas adı bürokratik oligarşidir. Millet tarafından seçilmeyen ve denetlenmeyen kurum ve kuruluşların milletin işlerini milletten bağımsız olarak yapıyor olmasıdır. AYM, HSYK ve Danıştay gibi kurumlar yetkilerini milletten alıyorlar, ancak burada milletin hiçbir denetimi yoktur.&#8221; YÜKSEK YARGIYA GÖRE MECLİS AVAM KAMARASI &#8220;500 milletvekilinin fikir birliğiyle oluşturulan anayasayı bile &#8216;istemezsek iptal ederiz&#8217; diyorlar. Böyle demokrasi olmaz.&#8221; diyen Kurtulmuş, bu durumun farklı bir yasama anlamı içereceğini söyledi. Kurtulmuş, &#8220;Anayasa Mahkemesi, bu kararlarla kendisini Meclis&#8217;in üstünde bir senato konumuna getirmiştir. Parlamento&#8217;ya demiştir ki: &#8216;Sen avam kamarasısın ben lordlar kamarasıyım&#8217;. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Mevcut durum tam bir kapalı devre yargı oligarşisidir.&#8221; diye konuştu. Milletin bu referandumla artık ülkenin sahibinin kendisinin olduğunu haykıracağını belirten Kurtulmuş, ülkenin geleceği için vatandaşlara &#8216;evet&#8217; çağrısı yaptı. 13 Eylül&#8217;den itibaren yeni anayasa için yollara düşeceklerini kaydeden Numan Kurtulmuş, şimdiden bunun hazırlığı içerisinde olduklarını belirtti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[internetten para kazanma yolları]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1877</link>
			<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 17:15:27 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1877</guid>
			<description><![CDATA[İnternetten para kazanabileceğinizin farkındamısınız?<br />
Bugün türkiyede yüzlerce kişi ayda 100 &#36; ile 1000 &#36; arası para kazanmakta. İşi ileriye taşıyan kimseler ise ayda 1000&#36;, &#36;5000, &#36;20.000 gibi ciddi paralar kazanıyor. <br />
Sizlerde sitemizde bulanan bilgiler ile internetten para kazanma konusunda bir başlangıç yapın.<br />
http://www.epara.org/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İnternetten para kazanabileceğinizin farkındamısınız?<br />
Bugün türkiyede yüzlerce kişi ayda 100 &#36; ile 1000 &#36; arası para kazanmakta. İşi ileriye taşıyan kimseler ise ayda 1000&#36;, &#36;5000, &#36;20.000 gibi ciddi paralar kazanıyor. <br />
Sizlerde sitemizde bulanan bilgiler ile internetten para kazanma konusunda bir başlangıç yapın.<br />
http://www.epara.org/]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İNGİLİZCE DERSLERİ]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1876</link>
			<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 07:32:39 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1876</guid>
			<description><![CDATA[İngilizce bu zamanda şart eğer ben ingilizce konuşcam diyorsanız en kaliteli site linki   İngilizce Öğrenme Sitesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İngilizce bu zamanda şart eğer ben ingilizce konuşcam diyorsanız en kaliteli site linki   İngilizce Öğrenme Sitesi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ongun&#8217;dan Bahçeli&#8217;yi delirtecek söz]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1875</link>
			<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 06:12:51 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1875</guid>
			<description><![CDATA[Ülkü Ocakları&#8217;nın Kurucu Genel Başkanı Ramiz Ongun, referandum kararından dolayı MHP yönetimini suçladı.<br />
 Ülkü Ocakları&#8217;nın Kurucu Genel Başkanı Ramiz Ongun, 12 Eylül&#8217;de yapılacak referandumda &#8216;evet&#8217; oyu kullanacağını açıkladı. Ongun, &#8220;Rahmetli Türkeş&#8217;in karşı çıktığı anayasaya bizim Daltonlar niye sahip çıkıyor, ayıp değil mi?&#8221; dedi.<br />
<br />
Anayasa değişikliğine ilişkin görüşlerini kamuoyu ile paylaşan Ongun, Türkeş ile 17 yaşında Adana Türk Ocakları&#8217;nda tanıştığını belirtti. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra yurt dışına gittiğini anlatan Ongun, 7,5 sene sonra ülkeye döndüğünü aktardı. 12 Eylül 1980 ihtilalini müteakip MHP ve yan kuruluşlar hakkında açılan davadan yargılandığını ve beraat ettiğini dile getiren Ongun, &#8220;Önce askeri mahkeme, sonra da güvenlik mahkemesi 2,5 sene devam etti. Doğru dürüst bilgi varmış gibi yargılandık. Birinde idam isteniyor, birinde mahkeme, dedi ki ne için idam isteniyor, organize yapma zaten görevi.&#8221; şeklinde konuştu.<br />
<br />
&#8220;YAZICIOĞLU&#8217;NUN ÖLÜMÜ NORMAL DEĞİL&#8221;<br />
<br />
İhtilalden bir yıl önce bin bir türlü provokasyon ve kışkırtma yapıldığını vurgulayan Ongun, bu milletin anayasa değişikliği istediğini ifade etti. Kendilerinin o zaman eğitim grubu olarak Sadi Bey&#8217;e destek verdiklerini anlatan Ongun, &#8220;Muhsin Yazıcıoğlu, beraber olalım dedi o arada. Sonra kopukluk oldu, seçimlerden önce de yeni bir oluşumla, yeni bir destekle yapılandılar zaten. Yazıcıoğlu&#8217;nun ölümünden çok büyük üzüntüm var, huzursuzum. Kazaya, kadere inanıyoruz, ama ölümü doğal bir olay gibi görünmüyor.&#8221; diye konuştu.<br />
<br />
MHP YÖNETİMİNE &#8220;BİZİM DALTONLAR&#8221; DEDİ<br />
<br />
Referandumda kesin olarak evet oyu kullanacağını vurgulayan Ongun, siyasetin dar bir sokağına insanları sıkıştırmanın anlamı olmadığını belirtti. Türkiye&#8217;nin önemli bir meselesini siyasi parti kavgasına alet etmenin anlamı bulunmadığının altını çizen Ongun, şöyle devam etti: &#8220;Daha evvel anayasa değişmedi mi bölük pörçük de olsa. Sayın Bahçeli de övünüyordu, herkes övünüyordu. Siz değiştirince makbul, başkası değiştirince kötü öyle mi? En çok sıkıntı çektiğimiz maddeler değiştiriliyor. Karşı olduğumuz bir şey yok, savunduğumuz şeyler var. Rahmetli Türkeş&#8217;in karşı çıktığı anayasaya bizim Daltonlar niye sahip çıkıyor, ayıp değil mi? Nasıl bir çelişkidir bu? Sonra da mezarına gidip timsah gözyaşları dökmek çok çirkin iki yüzlülük. 11 yıl hapis yatmış insanlara hakaret ediyor. Buna hakkı yok. Şehitlere sahip çık, gazilere hakaret et. Ne vicdansızlıktır, Devlet Bey&#8217;e yakışır mı? Çok ciddi bir çelişki, taban da bunu görüyor. Türkeş&#8217;ten bu yana ne değişti de karşı olduğumuz anayasayı sıkıca savunuyoruz. Anayasa değiştirmek karamanlık olacak, üstelik de istediğimiz maddeler değişiyor.&#8221;<br />
<br />
&#8220;HAYIR ÇIKARSA TÜRKİYE NE KAZANACAK?&#8221;<br />
<br />
MHP Genel Başkanı olması halinde işi bu noktaya getirmeyeceğini dile getiren Ongun, en başında mutabakatla Meclis&#8217;in değiştirmesi için uğraşacağını ve Türkiye&#8217;ye yakışanın da bu olduğunu kaydetti.<br />
<br />
&#8220;Hayır, çıktı, AK Parti gitti diyelim. Türkiye ne kazanacak?&#8221; diye soran Ongun, &#8220;Hani Türkiye&#8217;yi yönetecek bir alternatif var mı? Türk milleti yerine koyacağını bulmadan mevcudunu göndermez. Türkiye&#8217;yi yönetme iddiasında bir kabiliyeti olan alternatif varsa AK Parti gitsin, ama &#8216;ne olursa olsun bunlar gitsin&#8217; demek vatanseverin vicdanına uygun değildir. Bu kadar vicdanı da baskı altına almak Türk&#8217;e de Müslüman&#8217;a da yakışmaz. Bizim milletimiz aklıyla karar verir.&#8221; diye konuştu.<br />
<br />
Başbakan ile Ankara&#8217;dan Tarsus&#8217;a giderek iftar yaptıklarını anlatan Ongun, bölge insanıyla iftar yapıp sohbet ettiklerini ifade etti. Başbakan ile ne siyaset ne de parti konuşmadıklarını vurgulayan Ongun, &#8220;Doğrusu büyük bir nezaketle gayet samimi bir şekilde karşılandık. İftarı yemeden önce de evet diye düşünüyorduk zaten. 12 Eylül&#8217;de bu anayasaya karşı çıkıp da bugün savunacak halimiz yoktu. Orada birisi Devlet Bey&#8217;in üslubu sert deyince ben de Devlet Bey çelebidir, efendidir, ama yazılı bir metin görünce Allah yarattı demiyor, kırmızı görmüş boğa gibi saldırıyor, ne yazıyorsa noktasına, virgülüne kadar okuyor dedim.&#8221; şeklinde konuştu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ülkü Ocakları&#8217;nın Kurucu Genel Başkanı Ramiz Ongun, referandum kararından dolayı MHP yönetimini suçladı.<br />
 Ülkü Ocakları&#8217;nın Kurucu Genel Başkanı Ramiz Ongun, 12 Eylül&#8217;de yapılacak referandumda &#8216;evet&#8217; oyu kullanacağını açıkladı. Ongun, &#8220;Rahmetli Türkeş&#8217;in karşı çıktığı anayasaya bizim Daltonlar niye sahip çıkıyor, ayıp değil mi?&#8221; dedi.<br />
<br />
Anayasa değişikliğine ilişkin görüşlerini kamuoyu ile paylaşan Ongun, Türkeş ile 17 yaşında Adana Türk Ocakları&#8217;nda tanıştığını belirtti. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra yurt dışına gittiğini anlatan Ongun, 7,5 sene sonra ülkeye döndüğünü aktardı. 12 Eylül 1980 ihtilalini müteakip MHP ve yan kuruluşlar hakkında açılan davadan yargılandığını ve beraat ettiğini dile getiren Ongun, &#8220;Önce askeri mahkeme, sonra da güvenlik mahkemesi 2,5 sene devam etti. Doğru dürüst bilgi varmış gibi yargılandık. Birinde idam isteniyor, birinde mahkeme, dedi ki ne için idam isteniyor, organize yapma zaten görevi.&#8221; şeklinde konuştu.<br />
<br />
&#8220;YAZICIOĞLU&#8217;NUN ÖLÜMÜ NORMAL DEĞİL&#8221;<br />
<br />
İhtilalden bir yıl önce bin bir türlü provokasyon ve kışkırtma yapıldığını vurgulayan Ongun, bu milletin anayasa değişikliği istediğini ifade etti. Kendilerinin o zaman eğitim grubu olarak Sadi Bey&#8217;e destek verdiklerini anlatan Ongun, &#8220;Muhsin Yazıcıoğlu, beraber olalım dedi o arada. Sonra kopukluk oldu, seçimlerden önce de yeni bir oluşumla, yeni bir destekle yapılandılar zaten. Yazıcıoğlu&#8217;nun ölümünden çok büyük üzüntüm var, huzursuzum. Kazaya, kadere inanıyoruz, ama ölümü doğal bir olay gibi görünmüyor.&#8221; diye konuştu.<br />
<br />
MHP YÖNETİMİNE &#8220;BİZİM DALTONLAR&#8221; DEDİ<br />
<br />
Referandumda kesin olarak evet oyu kullanacağını vurgulayan Ongun, siyasetin dar bir sokağına insanları sıkıştırmanın anlamı olmadığını belirtti. Türkiye&#8217;nin önemli bir meselesini siyasi parti kavgasına alet etmenin anlamı bulunmadığının altını çizen Ongun, şöyle devam etti: &#8220;Daha evvel anayasa değişmedi mi bölük pörçük de olsa. Sayın Bahçeli de övünüyordu, herkes övünüyordu. Siz değiştirince makbul, başkası değiştirince kötü öyle mi? En çok sıkıntı çektiğimiz maddeler değiştiriliyor. Karşı olduğumuz bir şey yok, savunduğumuz şeyler var. Rahmetli Türkeş&#8217;in karşı çıktığı anayasaya bizim Daltonlar niye sahip çıkıyor, ayıp değil mi? Nasıl bir çelişkidir bu? Sonra da mezarına gidip timsah gözyaşları dökmek çok çirkin iki yüzlülük. 11 yıl hapis yatmış insanlara hakaret ediyor. Buna hakkı yok. Şehitlere sahip çık, gazilere hakaret et. Ne vicdansızlıktır, Devlet Bey&#8217;e yakışır mı? Çok ciddi bir çelişki, taban da bunu görüyor. Türkeş&#8217;ten bu yana ne değişti de karşı olduğumuz anayasayı sıkıca savunuyoruz. Anayasa değiştirmek karamanlık olacak, üstelik de istediğimiz maddeler değişiyor.&#8221;<br />
<br />
&#8220;HAYIR ÇIKARSA TÜRKİYE NE KAZANACAK?&#8221;<br />
<br />
MHP Genel Başkanı olması halinde işi bu noktaya getirmeyeceğini dile getiren Ongun, en başında mutabakatla Meclis&#8217;in değiştirmesi için uğraşacağını ve Türkiye&#8217;ye yakışanın da bu olduğunu kaydetti.<br />
<br />
&#8220;Hayır, çıktı, AK Parti gitti diyelim. Türkiye ne kazanacak?&#8221; diye soran Ongun, &#8220;Hani Türkiye&#8217;yi yönetecek bir alternatif var mı? Türk milleti yerine koyacağını bulmadan mevcudunu göndermez. Türkiye&#8217;yi yönetme iddiasında bir kabiliyeti olan alternatif varsa AK Parti gitsin, ama &#8216;ne olursa olsun bunlar gitsin&#8217; demek vatanseverin vicdanına uygun değildir. Bu kadar vicdanı da baskı altına almak Türk&#8217;e de Müslüman&#8217;a da yakışmaz. Bizim milletimiz aklıyla karar verir.&#8221; diye konuştu.<br />
<br />
Başbakan ile Ankara&#8217;dan Tarsus&#8217;a giderek iftar yaptıklarını anlatan Ongun, bölge insanıyla iftar yapıp sohbet ettiklerini ifade etti. Başbakan ile ne siyaset ne de parti konuşmadıklarını vurgulayan Ongun, &#8220;Doğrusu büyük bir nezaketle gayet samimi bir şekilde karşılandık. İftarı yemeden önce de evet diye düşünüyorduk zaten. 12 Eylül&#8217;de bu anayasaya karşı çıkıp da bugün savunacak halimiz yoktu. Orada birisi Devlet Bey&#8217;in üslubu sert deyince ben de Devlet Bey çelebidir, efendidir, ama yazılı bir metin görünce Allah yarattı demiyor, kırmızı görmüş boğa gibi saldırıyor, ne yazıyorsa noktasına, virgülüne kadar okuyor dedim.&#8221; şeklinde konuştu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[&#8216;Özgürlük ve demokrasi&#8217; çığlığı]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1874</link>
			<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 06:11:17 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1874</guid>
			<description><![CDATA[Mahmut Övür / Sabah<br />
Her mitingin bir ruhu var&#8230; O ruh insanları meydanlara çekiyor. Başbakan Erdoğan&#8216;ın İstanbul Kazlıçeşme mitingine hakim olan ruhu, şu iki sihirli sözcükle anlatmak mümkün:<br />
&#8220;Özgürlük ve demokrasi&#8230;&#8221;<br />
Dillere de pankartlara da bu iki sözcük hakimdi. Gazeteci Ufuk Güldemir sık sık &#8220;Amerika zenginliğini özgür düşünceye borçlu&#8221; derdi. Bir an Kazlıçeşme meydanını ve çevresini donatan sloganlara baktım:<br />
Her tarafta bu özlemi dile getiren ve birbirini tamamlayan sloganlar vardı:<br />
&#8220;Özgürleşme, zenginleşme, demokrasi ve askeri darbelere karşı olma&#8230;&#8221;<br />
Bu durumu 22 Temmuz 2007 ve 2009 mitingleriyle kıyasladım. Kalabalık boyutu bir yana, beklentiler farklıydı. Burada milletvekili olma, belediye meclisi üyeliği veya başkanlığı beklentisi yoktu.<br />
Kuşkusuz kitleleri meydanlara toplamak önemli ama o kitlelerin o meydanlara akması çok daha önemliydi.<br />
Kazlıçeşme&#8217;ye birkaç koldan gelen insanları izledim ve birçoğuyla konuştum. Meydanın diliyle gelenlerin dili ortaktı.<br />
Ayrıca o meydanı dolduran kalabalıkların çeşitliliği de dikkat çekiciydi. Her yaştan, her toplumsal kesimden yüzbinler o meydanı doldurmuştu.<br />
Yağmur, ramazan ve kandil olmasına rağmen bu ciddi bir kalabalıktı. Kazlıçeşme meydanı İstanbul Ataköy&#8217;de oturanını da Sultanbeyli&#8217;de oturanını da, başı açığını da, kapalısını da bir araya getirmişti.<br />
Peki, Ataköy ve Sultanbeyli&#8217;de oturanı aynı meydanda buluşturan neydi?<br />
Genç bir kadın şöyle diyordu:<br />
&#8220;Ne kadar siyasallaştırmaya kalksalar da biz gerçeği biliyoruz. Bu referandumda evet diyeceğim çünkü daha fazla demokrasi ve özgürlük istiyoruz. Bunu da çocuklarımızın geleceği için istiyoruz. Ve bir daha darbe olmasın istiyoruz.&#8221;<br />
Sultanbeyli&#8217;den gelen uzun sakallı, İslami giyimli yaşlı birinin cevabı da farklı değildi:<br />
&#8220;Demokrasi için buradayız. Ama sadece bize değil herkese demokrasi için evet diyoruz. Allah&#8217;ın izniyle darbelere de son vereceğiz&#8230;&#8221;<br />
Kucağında üç yaşındaki çocuğu ve eşiyle miting meydanına gelen genç işçinin söyledikleri de onları tamamlıyordu:<br />
&#8220;Eşim ve çocuğumla buraya gelmemin bir tek nedeni var, hiçbir şey eskisi gibi olmasın. Yeni bir anayasa istiyoruz. AB standardında bir yaşam istiyoruz. Yani tam demokrasi istiyoruz.&#8221;<br />
Meydan dolaşmaları sürerken kürsüye Başbakan Tayyip Erdoğan çıkıyor. Sanki meydana tılsımlı bir el dokunmuşçasına hareketlenme başlıyor. En yoğun alkışı ve tepkiyi son &#8220;rahibe&#8221; tartışmasına ilişkin sözleri alıyor:<br />
&#8220;Benim başörtülü bacılarımın örtüsünü rahibe kıyafetine benzettiler. Sonra da kalkıp &#8216;Bizim değil, Başbakan sorumluyu bulsun&#8217; dediler. 24 saat geçmeden sorumlular bulundu. Sen kalkacaksın bu ülkede benim başörtülü bacıma, kardeşime rahibe benzetmesi yapacaksın. Halkımdan ve bizden özür dilemelisin.&#8221;<br />
Konuşma sürerken miting meydanının dışına çıkıp çevreye bakıyorum. Bir kısım insan ayrılırken, hâlâ gelenler de var. Mitinge yeni gelen ve Hataylı olduğunu söyleyen yaşlı bir işçiyle konuşuyorum.<br />
Şöyle diyor:<br />
&#8220;Herkes 12 Eylül darbesinde Güneydoğu&#8217;da büyük zulüm yaşandığını bilir. Oysa bizim Hatay&#8217;da yaşadığımız zulüm ondan daha beter. Bir daha o günlere dönmek istemiyoruz. AKP&#8217;ye oy vermediğim halde bu mitinge geldim ve evet diyeceğim. Hepimizin darbelerden kurtulması için buna ihtiyacımız var.&#8221;<br />
O konuşmayı yaparken hoparlörlerden Başbakan Erdoğan&#8216;ın şu sözleri duyuluyor:<br />
&#8220;Silivri&#8217;de avukat, İstanbul&#8217;da demokrat olunmaz&#8230;&#8221;<br />
Hataylı işçi aradığı cevabı bulmuş gibi umutlanıyor:<br />
&#8220;İşte bu gerçeği hepimizin görmesi lazım. Ergenekon&#8217;un içinde benim yakınlarım da vardı, hepsi 2007 yılında darbe bekliyorlardı. Ama başaramadılar. Düşüncemiz ne olursa olsun darbelere karşı çıkmadan, bu ülkeye özgürlük ve demokrasi gelmez.&#8221;<br />
Kazlıçeşme mitingi dipten gelen çığlığın açığa çıktığı alandı. Oraya gelenler öfkeleriyle değil, hissiyatlarıyla, yaşanmış deneyimleriyle darbelere ve vesayet rejimine karşı &#8220;Özgürlük ve demokrasi&#8221; çığlığıyla cevap veriyordu.<br />
Bu Türkiye toplumunun kaderine el koyduğunun işaretiydi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Mahmut Övür / Sabah<br />
Her mitingin bir ruhu var&#8230; O ruh insanları meydanlara çekiyor. Başbakan Erdoğan&#8216;ın İstanbul Kazlıçeşme mitingine hakim olan ruhu, şu iki sihirli sözcükle anlatmak mümkün:<br />
&#8220;Özgürlük ve demokrasi&#8230;&#8221;<br />
Dillere de pankartlara da bu iki sözcük hakimdi. Gazeteci Ufuk Güldemir sık sık &#8220;Amerika zenginliğini özgür düşünceye borçlu&#8221; derdi. Bir an Kazlıçeşme meydanını ve çevresini donatan sloganlara baktım:<br />
Her tarafta bu özlemi dile getiren ve birbirini tamamlayan sloganlar vardı:<br />
&#8220;Özgürleşme, zenginleşme, demokrasi ve askeri darbelere karşı olma&#8230;&#8221;<br />
Bu durumu 22 Temmuz 2007 ve 2009 mitingleriyle kıyasladım. Kalabalık boyutu bir yana, beklentiler farklıydı. Burada milletvekili olma, belediye meclisi üyeliği veya başkanlığı beklentisi yoktu.<br />
Kuşkusuz kitleleri meydanlara toplamak önemli ama o kitlelerin o meydanlara akması çok daha önemliydi.<br />
Kazlıçeşme&#8217;ye birkaç koldan gelen insanları izledim ve birçoğuyla konuştum. Meydanın diliyle gelenlerin dili ortaktı.<br />
Ayrıca o meydanı dolduran kalabalıkların çeşitliliği de dikkat çekiciydi. Her yaştan, her toplumsal kesimden yüzbinler o meydanı doldurmuştu.<br />
Yağmur, ramazan ve kandil olmasına rağmen bu ciddi bir kalabalıktı. Kazlıçeşme meydanı İstanbul Ataköy&#8217;de oturanını da Sultanbeyli&#8217;de oturanını da, başı açığını da, kapalısını da bir araya getirmişti.<br />
Peki, Ataköy ve Sultanbeyli&#8217;de oturanı aynı meydanda buluşturan neydi?<br />
Genç bir kadın şöyle diyordu:<br />
&#8220;Ne kadar siyasallaştırmaya kalksalar da biz gerçeği biliyoruz. Bu referandumda evet diyeceğim çünkü daha fazla demokrasi ve özgürlük istiyoruz. Bunu da çocuklarımızın geleceği için istiyoruz. Ve bir daha darbe olmasın istiyoruz.&#8221;<br />
Sultanbeyli&#8217;den gelen uzun sakallı, İslami giyimli yaşlı birinin cevabı da farklı değildi:<br />
&#8220;Demokrasi için buradayız. Ama sadece bize değil herkese demokrasi için evet diyoruz. Allah&#8217;ın izniyle darbelere de son vereceğiz&#8230;&#8221;<br />
Kucağında üç yaşındaki çocuğu ve eşiyle miting meydanına gelen genç işçinin söyledikleri de onları tamamlıyordu:<br />
&#8220;Eşim ve çocuğumla buraya gelmemin bir tek nedeni var, hiçbir şey eskisi gibi olmasın. Yeni bir anayasa istiyoruz. AB standardında bir yaşam istiyoruz. Yani tam demokrasi istiyoruz.&#8221;<br />
Meydan dolaşmaları sürerken kürsüye Başbakan Tayyip Erdoğan çıkıyor. Sanki meydana tılsımlı bir el dokunmuşçasına hareketlenme başlıyor. En yoğun alkışı ve tepkiyi son &#8220;rahibe&#8221; tartışmasına ilişkin sözleri alıyor:<br />
&#8220;Benim başörtülü bacılarımın örtüsünü rahibe kıyafetine benzettiler. Sonra da kalkıp &#8216;Bizim değil, Başbakan sorumluyu bulsun&#8217; dediler. 24 saat geçmeden sorumlular bulundu. Sen kalkacaksın bu ülkede benim başörtülü bacıma, kardeşime rahibe benzetmesi yapacaksın. Halkımdan ve bizden özür dilemelisin.&#8221;<br />
Konuşma sürerken miting meydanının dışına çıkıp çevreye bakıyorum. Bir kısım insan ayrılırken, hâlâ gelenler de var. Mitinge yeni gelen ve Hataylı olduğunu söyleyen yaşlı bir işçiyle konuşuyorum.<br />
Şöyle diyor:<br />
&#8220;Herkes 12 Eylül darbesinde Güneydoğu&#8217;da büyük zulüm yaşandığını bilir. Oysa bizim Hatay&#8217;da yaşadığımız zulüm ondan daha beter. Bir daha o günlere dönmek istemiyoruz. AKP&#8217;ye oy vermediğim halde bu mitinge geldim ve evet diyeceğim. Hepimizin darbelerden kurtulması için buna ihtiyacımız var.&#8221;<br />
O konuşmayı yaparken hoparlörlerden Başbakan Erdoğan&#8216;ın şu sözleri duyuluyor:<br />
&#8220;Silivri&#8217;de avukat, İstanbul&#8217;da demokrat olunmaz&#8230;&#8221;<br />
Hataylı işçi aradığı cevabı bulmuş gibi umutlanıyor:<br />
&#8220;İşte bu gerçeği hepimizin görmesi lazım. Ergenekon&#8217;un içinde benim yakınlarım da vardı, hepsi 2007 yılında darbe bekliyorlardı. Ama başaramadılar. Düşüncemiz ne olursa olsun darbelere karşı çıkmadan, bu ülkeye özgürlük ve demokrasi gelmez.&#8221;<br />
Kazlıçeşme mitingi dipten gelen çığlığın açığa çıktığı alandı. Oraya gelenler öfkeleriyle değil, hissiyatlarıyla, yaşanmış deneyimleriyle darbelere ve vesayet rejimine karşı &#8220;Özgürlük ve demokrasi&#8221; çığlığıyla cevap veriyordu.<br />
Bu Türkiye toplumunun kaderine el koyduğunun işaretiydi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Elinize ne geçecek?]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1873</link>
			<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 06:09:35 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1873</guid>
			<description><![CDATA[Ekrem Dumanlı / Zaman<br />
Referandum için son haftaya girildi. Bugüne kadar çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Kimi zaman yersiz polemikler de yaşandı. Halkoylamasını bahane ederek eteklerindekini dökenler; hatta derin operasyonlara başvuranlar da oldu. Şimdi hepsi geride kalmaya mahkum. <br />
Pazar günü herkes sandık başına gidecek ve vicdani kanaatine göre oy kullanacak. İşte tam bu noktada vicdanlara son bir soru yöneltmek gerekiyor: Elimize ne geçecek? &#8216;Hayır&#8217; dediğimizde ya da &#8216;Evet&#8217; dediğimizde kim kazanacak? Şundan emin olabilirsiniz: Bugün referandumun içeriğini göz ardı ederek hadiseye partizanlık cinnetiyle yaklaşanlar yarın çok ama çok mahcup olacak. Bugün sadece kıskançlık ve öfke ile sandığa gidenler yarın çok ama çok pişman olacak.Farz-ı muhal; referandum sonucu &#8216;Hayır&#8217; çıkarsa gözler tabii ki &#8216;Hayır&#8217;cı cepheye çevrilecek. Ve sorular art arda gelecek. Uzun yıllar gündemden düşmeyecek soru ve sorgulamaları parti yöneticilerinin göğüslemesi mümkün değil. Çünkü &#8216;Hayır&#8217; sonucunun yansımaları sorumlu insanları bir kâbus gibi takip edecek. Eleştiriler hep referandumun muhtevasına yönelik olacak ve somut gerçeklere dayanacak.Mesela, 12 Eylül Anayasası&#8217;nı yaşatmanın vebali bir heyûla gibi &#8216;Hayır&#8217;cıların omuzlarına binecek. 12 Eylül Darbesi&#8217;ne sözde, karşı olmayan parti yok. CHP kendini 1980 Darbesi&#8217;nin mağduru olarak yıllarca anlattı. MHP de öyle. BDP de öyle. Şimdi o darbe anayasasını topyekûn savunmak zorunda kaldılar. Çok acı! Heyecanlar yatıştığında taban sormayacak mı: &#8220;Biz ne yaptık da darbe anayasasının arkasına saklanmak zorunda kaldık? Bir inat uğruna, bir karşıtlık belasına bu toplumu bu çağdışı anayasaya mahkum ettik?&#8221; Sular durulduğunda insanlara söyleyecek sözünüz kalmayacak. 12 Eylül darbe anayasasını koruma ve kollama hiçbir siyasî partiye yakışmaz; üretilecek mazeretler de inandırıcı bulunmaz&#8230;Bir başka misal: Bugüne kadar yüzlerce subay ordudan YAŞ kararları ile atıldı ve bu insanlar en küçük bir savunma yapamadı. Bunlardan önemli bir kısmı &#8216;irtica&#8217; gibi muğlak suçlamalarla ordumuzdan ihraç edildi. Anayasa değişikliği bu kişilerin üst mahkemeye müracaat etmesine imkân sağlıyor. Buna karşı çıkanlar makul bir gerekçe göstermek zorunda. Yoksa halk vicdanı &#8216;Hayır&#8217; oyu veren herkese ve tabii ki onları &#8216;Hayır&#8217; demeye teşvik eden parti yöneticilerine soracak: &#8220;Sorgusuz sualsiz TSK&#8217;dan atılan bu insanlara üst yargı yolunu açan anayasa değişikliğine neden karşı çıktınız? Elinize ne geçti?&#8221; Hangi MHP&#8217;li bu keskin soruya net ve delikanlıca cevap verebilir? Hangi ehli insaf başını yastığa koyarken bu yürek sızlatan soru karşısında gönül huzuru içinde uykuya dalabilir?Bir misal daha: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) ile ilgili güncel tartışmalar ortada. Üst yargı mensupları referandumda, &#8220;Öcalan&#8217;a ihtiyacımız var!&#8221; diyebiliyor. PKK ile işbirliği yapılmasını temenni edebiliyor, &#8216;kaos&#8217; çıkması için gayret gösterilmesine sıcak bakabiliyor. HSYK üyeleri kritik davaların seyrini değiştirmek için alavere dalavere işler içinde olmakla suçlanıyor. Kimisi Ergenekon zanlıları ile görüşürken fotoğraflanıyor, kimisi davayı âkim bırakmak için görüşmeler yapmakla itham ediliyor. Üst yargı dar bir zümrenin, dar bir ideolojinin operasyonel bir merkezi haline gelmiş adeta. Referandum, HSYK ve AYM&#8217;nin daha çoğulcu ve demokratik bir yapıya kavuşmasını sağlıyor. Buna hayır demek için, ya bu yapıdan menfaat temin etmek gerekiyor, ya da gerçekleri görmezden gelecek kadar partizanlıkta aşırı olmak. HSYK&#8217;nın ve AYM&#8217;nin son yıllardaki ideolojik imajından dolayı hukuk ve demokrasiye verdiği zarar bu kadar aşikârken hangi vicdan sahibi bu yapının devamına katkı sağlayabilir?Daha saymama gerek var mı? Anayasa değişikliğinin bütün maddeleri böyle. Onların her birine bir paragraf açsam bu sütun tabii ki yetmez. O yüzden herkes vicdanıyla baş başa kalıp anayasa değişikliğinin bu ülkeye ne getireceğini iyi düşünmeli. İnanın ki 26 maddeden oluşan değişiklik teklifi içinde bireye zarar verecek, toplumu huzursuz edecek, demokratik çıtayı aşağıya çekecek hiçbir unsur bulunmuyor. O yüzden &#8216;Hayır&#8217; cephesi ısrarla paketin muhtevasını eleştirmiyor; tartışmayı siyasî ağız dalaşına dönüştürüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı ve AK Parti karşıtlığı üzerinden &#8216;Hayır cephesi&#8217; oluşturmak, referandum kültürünün yerleşmemiş olmasından kaynaklanıyor. Referandumda herhangi bir partiyi oylamıyoruz ki! Önümüzde bir anayasa değişikliği duruyor. O öneriyi masaya tek tek yatırmak ve ülkemiz adına bir karar vermek varken&#8230;Sonuç &#8216;Hayır&#8217; çıkarsa MHP mi kazançlı çıkacak? Hayır! CHP mi? Asla! BDP mi? Ne mümkün! Evet çıkarsa kim kazanacak? Bu sorunun cevabını subjektif analizlere bırakmamak gerekiyor. 26 maddelik anayasa değişikliğinde birey ve toplum adına ne öngörülüysa ona bakmak şart. &#8220;Evet çıkarsa bu işten AK Parti kârlı çıkar!&#8221; gibi küçük bir hesabın altında ezilmeye gerek yok. Çünkü &#8216;Evet&#8217; sonucu bir partiye değil; demokratik standartların yükselmesine verilen destektir. &#8220;Güçlü bir &#8216;Evet&#8217; çıkarsa Erdoğan&#8217;ın artık önü alınamaz.&#8221; gibi basit bit mantık kurgusuyla referanduma yaklaşılmaz. Çünkü çıkacak sonuç bir liderin güvenoylaması değil; bu milletin demokratik taleplerinin neticesidir. En iyisi şöyle yapalım: 12 Eylül&#8217;de sandığa gittiğimizde vereceğimiz oy ekseriyetle çıkarsa, bu sonucun ülkeye ne fayda sağlayacağını ya da zararının ne olacağını hesap edelim.<br />
 <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
Ne broşürmüş ama! <br />
Hafta içinde bir broşür yayımladık. İki ana bölümden oluşuyordu çalışma. &#8220;Neyi oylayacağız?&#8221; diye bir soru yöneltiliyor ve anayasa paketinde yer alan değişiklikler tek tek sıralanıyordu. Birinci bölümde ise kimlerin &#8216;Evet&#8217;, kimlerin &#8216;Hayır&#8217; diyeceğine dair bir tablo çıkarılmıştı. Referanduma iki hafta kala yapılan bu çalışma gerçekten de aydınlatıcı bir dokümandı, olabildiğince anlaşılır bir dille ve somut verilerle okura sesleniyordu. Okurlarımızdan ve sivil toplum kuruluşlarından tebrikler, takdirler aldık. Hatta bazı STK&#8217;lar bu ekin kendileri için de basılmasını talep etti. Emeği geçen arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz&#8230;Ne var ki, referandum ekine içerleyenler de oldu. Bu da normaldir. Referandumu hâlâ siyaset sanan çok sayıda insan bulunmakta. Referandum kültürü oluştukça referandumun bir genel seçim olmadığı, partizanlığa feda edilmemesi gerektiği daha iyi anlaşılacak. Her neyse&#8230; Bir meslektaşımız (aynı zamanda eski bir arkadaşımız) Hürriyet&#8217;te sert bir yazı kaleme aldı. Onun iddiasına göre &#8216;Evet&#8217; ve &#8216;Hayır&#8217; diyen meşhur kişiler sıralanırken PKK lideri de &#8216;Hayır&#8217;cı gösterilmiş. Yazıyı bunun üzerine kurunca esmiş yağmış arkadaş. İyi de bu bilgi yanlış. Sanırım ek görülmeden kaleme alınmış. Nitekim, Postmedya adında bir internet sitesi (gazetecilik reflekslerini tebrik ediyorum) merak edip eki bulmuş ve oradaki somut bilgi ile Hürriyet sütunlarında yer verilen yazı arasındaki farkı anında yakalamış. Postmedya diyor ki: 1- Ek pazartesi değil, salı günü yayımlandı 2- Ekte PKK lideri &#8216;Hayır&#8217;cılar arasında değil; boykotçular arasında zikrediliyor. El hak doğrudur. Hürriyet&#8217;te yer alan bilgi yanlıştır. Yorum hatasına (çok insafsız ve hakaretamiz değilse) bir şey diyemem; ancak bilgi hatası özür dilemeyi gerektirir&#8230;MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli de bir TV kanalında bu ekten duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş. Üzücü. Bir siyasî parti liderinin en temel görevi, arkasındaki kitleyle toplumun bütün kesimlerini (özellikle de ruhen kendilerine uzak olamayanları) kucaklaştırmaktır; partiyi halktan koparmak ve marjinal hale getirmek değil. Bir gazete ekini ya da referandum gibi milletimiz için hayatî önemi haiz bir konuda yapılan yayını bahane ederek saygın kişilere laf yetiştirmek ve bunu bir huy haline getirmek, en hafif tabiriyle merhum Alparslan Türkeş&#8217;in emanetini anlamamak demektir.<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[Referanduma doğru] <br />
SORU: BDP&#8217;nin aldığı boykot kararının Kürt siyaseti açısından bir açıklaması var mıdır? 13 Eylül sabahı, BDP bu referandum sürecinden kazançlı çıkacak mıdır? CEVAP: Bununla alakalı beklenen itiraf önceki gün Diyarbakır Belediye Başkanı BDP&#8217;li Osman Baydemir&#8217;den geldi. Baydemir, 13 Eylül sabahında kendilerini bekleyen tehlikeyi şöyle ifade etti: &#8220;Diyarbakır&#8217;daki boykot oranı yüzde 51&#8242;in altında olursa, boykot kampanyasını sürdüren BDP&#8217;nin ve belediye başkanı olarak benim meşruiyetim tartışma konusudur.&#8221; Bugüne kadar mevcut sistemden en çok canı yanan topluluklardan birisi de şüphesiz Kürtler. Bugün &#8220;Kürt açılımı&#8221; olarak başlayan sürecin, &#8220;Demokratik açılım&#8221; diye adlandırılması manidar. Çünkü Kürtlerin yaşadığı acıların temelinde, Türkiye&#8217;nin demokratik olmayan yapıları var. Başbakan&#8217;ın Diyarbakır mitinginde adını andığı Musa Anter ve benzeri &#8220;faili meçhul&#8221; cinayetlerin üstünün örtülmesinde en çok sorumluluk hiç kuşkusuz 12 Eylül rejiminin. Kürt halkı askerî mahkemelerde gözden kaybolan insanları da iyi biliyor, olağanüstü hal (OHAL) döneminde yaşanan acıları da, Diyarbakır Hapishanesi&#8217;ndeki işkenceleri de. Referandumda oylanacak metinde, &#8220;Kürtleri doğrudan ilgilendiren maddeler yok.&#8221; desek de, mevcut sistemin tıkanıklıklarının giderilmesi, en çok da Kürt halkını ilgilendiriyor.Bütün bunları çok iyi bilen BDP de, doğrudan &#8216;Hayır&#8217; kampanyası yürütemeyeceğini görerek minderin dışına çıkmaya çalışıyor. Ancak, 12 Eylül&#8217;de bütün Türkiye&#8217;yi ilgilendirecek bir halkoylamasında, minder dışında kalmanın, BDP kurulurken verilen sözlerle örtüşmediğini akıl edemiyor. Hatırlarsanız, Anayasa Mahkemesi DTP&#8217;yi kapattığında, bizzat Genel Başkan Selahattin Demirtaş tarafından, yeni partinin &#8220;Türkiye&#8217;nin partisi&#8221; olacağı sözü verilmişti. Şimdiyse, sandığı boykot ederek Türkiye&#8217;nin geleceğini şekillendirecek böyle bir oylamada söyleyecek bir sözü olmadığını deklare ediyor. 13 Eylül sabahına varmadan önce hem partililer hem de Kürtler Baydemir&#8217;in şu sözlerini düşünmeli: &#8220;Protesto kampanyasını yürütüyorum ama sandık başına gitme oranı yüzde 55 olursa o zaman ben kendimi sorgularım. &#8216;Ben bu halkı doğru temsil etmiyorum&#8217; derim ve gereğini de yaparım.&#8221; Türkiye partisi olmaktan uzaklaşan BDP, bölge halkını da temsil edemediğini görürse ne olur?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ekrem Dumanlı / Zaman<br />
Referandum için son haftaya girildi. Bugüne kadar çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Kimi zaman yersiz polemikler de yaşandı. Halkoylamasını bahane ederek eteklerindekini dökenler; hatta derin operasyonlara başvuranlar da oldu. Şimdi hepsi geride kalmaya mahkum. <br />
Pazar günü herkes sandık başına gidecek ve vicdani kanaatine göre oy kullanacak. İşte tam bu noktada vicdanlara son bir soru yöneltmek gerekiyor: Elimize ne geçecek? &#8216;Hayır&#8217; dediğimizde ya da &#8216;Evet&#8217; dediğimizde kim kazanacak? Şundan emin olabilirsiniz: Bugün referandumun içeriğini göz ardı ederek hadiseye partizanlık cinnetiyle yaklaşanlar yarın çok ama çok mahcup olacak. Bugün sadece kıskançlık ve öfke ile sandığa gidenler yarın çok ama çok pişman olacak.Farz-ı muhal; referandum sonucu &#8216;Hayır&#8217; çıkarsa gözler tabii ki &#8216;Hayır&#8217;cı cepheye çevrilecek. Ve sorular art arda gelecek. Uzun yıllar gündemden düşmeyecek soru ve sorgulamaları parti yöneticilerinin göğüslemesi mümkün değil. Çünkü &#8216;Hayır&#8217; sonucunun yansımaları sorumlu insanları bir kâbus gibi takip edecek. Eleştiriler hep referandumun muhtevasına yönelik olacak ve somut gerçeklere dayanacak.Mesela, 12 Eylül Anayasası&#8217;nı yaşatmanın vebali bir heyûla gibi &#8216;Hayır&#8217;cıların omuzlarına binecek. 12 Eylül Darbesi&#8217;ne sözde, karşı olmayan parti yok. CHP kendini 1980 Darbesi&#8217;nin mağduru olarak yıllarca anlattı. MHP de öyle. BDP de öyle. Şimdi o darbe anayasasını topyekûn savunmak zorunda kaldılar. Çok acı! Heyecanlar yatıştığında taban sormayacak mı: &#8220;Biz ne yaptık da darbe anayasasının arkasına saklanmak zorunda kaldık? Bir inat uğruna, bir karşıtlık belasına bu toplumu bu çağdışı anayasaya mahkum ettik?&#8221; Sular durulduğunda insanlara söyleyecek sözünüz kalmayacak. 12 Eylül darbe anayasasını koruma ve kollama hiçbir siyasî partiye yakışmaz; üretilecek mazeretler de inandırıcı bulunmaz&#8230;Bir başka misal: Bugüne kadar yüzlerce subay ordudan YAŞ kararları ile atıldı ve bu insanlar en küçük bir savunma yapamadı. Bunlardan önemli bir kısmı &#8216;irtica&#8217; gibi muğlak suçlamalarla ordumuzdan ihraç edildi. Anayasa değişikliği bu kişilerin üst mahkemeye müracaat etmesine imkân sağlıyor. Buna karşı çıkanlar makul bir gerekçe göstermek zorunda. Yoksa halk vicdanı &#8216;Hayır&#8217; oyu veren herkese ve tabii ki onları &#8216;Hayır&#8217; demeye teşvik eden parti yöneticilerine soracak: &#8220;Sorgusuz sualsiz TSK&#8217;dan atılan bu insanlara üst yargı yolunu açan anayasa değişikliğine neden karşı çıktınız? Elinize ne geçti?&#8221; Hangi MHP&#8217;li bu keskin soruya net ve delikanlıca cevap verebilir? Hangi ehli insaf başını yastığa koyarken bu yürek sızlatan soru karşısında gönül huzuru içinde uykuya dalabilir?Bir misal daha: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) ile ilgili güncel tartışmalar ortada. Üst yargı mensupları referandumda, &#8220;Öcalan&#8217;a ihtiyacımız var!&#8221; diyebiliyor. PKK ile işbirliği yapılmasını temenni edebiliyor, &#8216;kaos&#8217; çıkması için gayret gösterilmesine sıcak bakabiliyor. HSYK üyeleri kritik davaların seyrini değiştirmek için alavere dalavere işler içinde olmakla suçlanıyor. Kimisi Ergenekon zanlıları ile görüşürken fotoğraflanıyor, kimisi davayı âkim bırakmak için görüşmeler yapmakla itham ediliyor. Üst yargı dar bir zümrenin, dar bir ideolojinin operasyonel bir merkezi haline gelmiş adeta. Referandum, HSYK ve AYM&#8217;nin daha çoğulcu ve demokratik bir yapıya kavuşmasını sağlıyor. Buna hayır demek için, ya bu yapıdan menfaat temin etmek gerekiyor, ya da gerçekleri görmezden gelecek kadar partizanlıkta aşırı olmak. HSYK&#8217;nın ve AYM&#8217;nin son yıllardaki ideolojik imajından dolayı hukuk ve demokrasiye verdiği zarar bu kadar aşikârken hangi vicdan sahibi bu yapının devamına katkı sağlayabilir?Daha saymama gerek var mı? Anayasa değişikliğinin bütün maddeleri böyle. Onların her birine bir paragraf açsam bu sütun tabii ki yetmez. O yüzden herkes vicdanıyla baş başa kalıp anayasa değişikliğinin bu ülkeye ne getireceğini iyi düşünmeli. İnanın ki 26 maddeden oluşan değişiklik teklifi içinde bireye zarar verecek, toplumu huzursuz edecek, demokratik çıtayı aşağıya çekecek hiçbir unsur bulunmuyor. O yüzden &#8216;Hayır&#8217; cephesi ısrarla paketin muhtevasını eleştirmiyor; tartışmayı siyasî ağız dalaşına dönüştürüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı ve AK Parti karşıtlığı üzerinden &#8216;Hayır cephesi&#8217; oluşturmak, referandum kültürünün yerleşmemiş olmasından kaynaklanıyor. Referandumda herhangi bir partiyi oylamıyoruz ki! Önümüzde bir anayasa değişikliği duruyor. O öneriyi masaya tek tek yatırmak ve ülkemiz adına bir karar vermek varken&#8230;Sonuç &#8216;Hayır&#8217; çıkarsa MHP mi kazançlı çıkacak? Hayır! CHP mi? Asla! BDP mi? Ne mümkün! Evet çıkarsa kim kazanacak? Bu sorunun cevabını subjektif analizlere bırakmamak gerekiyor. 26 maddelik anayasa değişikliğinde birey ve toplum adına ne öngörülüysa ona bakmak şart. &#8220;Evet çıkarsa bu işten AK Parti kârlı çıkar!&#8221; gibi küçük bir hesabın altında ezilmeye gerek yok. Çünkü &#8216;Evet&#8217; sonucu bir partiye değil; demokratik standartların yükselmesine verilen destektir. &#8220;Güçlü bir &#8216;Evet&#8217; çıkarsa Erdoğan&#8217;ın artık önü alınamaz.&#8221; gibi basit bit mantık kurgusuyla referanduma yaklaşılmaz. Çünkü çıkacak sonuç bir liderin güvenoylaması değil; bu milletin demokratik taleplerinin neticesidir. En iyisi şöyle yapalım: 12 Eylül&#8217;de sandığa gittiğimizde vereceğimiz oy ekseriyetle çıkarsa, bu sonucun ülkeye ne fayda sağlayacağını ya da zararının ne olacağını hesap edelim.<br />
 <br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
Ne broşürmüş ama! <br />
Hafta içinde bir broşür yayımladık. İki ana bölümden oluşuyordu çalışma. &#8220;Neyi oylayacağız?&#8221; diye bir soru yöneltiliyor ve anayasa paketinde yer alan değişiklikler tek tek sıralanıyordu. Birinci bölümde ise kimlerin &#8216;Evet&#8217;, kimlerin &#8216;Hayır&#8217; diyeceğine dair bir tablo çıkarılmıştı. Referanduma iki hafta kala yapılan bu çalışma gerçekten de aydınlatıcı bir dokümandı, olabildiğince anlaşılır bir dille ve somut verilerle okura sesleniyordu. Okurlarımızdan ve sivil toplum kuruluşlarından tebrikler, takdirler aldık. Hatta bazı STK&#8217;lar bu ekin kendileri için de basılmasını talep etti. Emeği geçen arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz&#8230;Ne var ki, referandum ekine içerleyenler de oldu. Bu da normaldir. Referandumu hâlâ siyaset sanan çok sayıda insan bulunmakta. Referandum kültürü oluştukça referandumun bir genel seçim olmadığı, partizanlığa feda edilmemesi gerektiği daha iyi anlaşılacak. Her neyse&#8230; Bir meslektaşımız (aynı zamanda eski bir arkadaşımız) Hürriyet&#8217;te sert bir yazı kaleme aldı. Onun iddiasına göre &#8216;Evet&#8217; ve &#8216;Hayır&#8217; diyen meşhur kişiler sıralanırken PKK lideri de &#8216;Hayır&#8217;cı gösterilmiş. Yazıyı bunun üzerine kurunca esmiş yağmış arkadaş. İyi de bu bilgi yanlış. Sanırım ek görülmeden kaleme alınmış. Nitekim, Postmedya adında bir internet sitesi (gazetecilik reflekslerini tebrik ediyorum) merak edip eki bulmuş ve oradaki somut bilgi ile Hürriyet sütunlarında yer verilen yazı arasındaki farkı anında yakalamış. Postmedya diyor ki: 1- Ek pazartesi değil, salı günü yayımlandı 2- Ekte PKK lideri &#8216;Hayır&#8217;cılar arasında değil; boykotçular arasında zikrediliyor. El hak doğrudur. Hürriyet&#8217;te yer alan bilgi yanlıştır. Yorum hatasına (çok insafsız ve hakaretamiz değilse) bir şey diyemem; ancak bilgi hatası özür dilemeyi gerektirir&#8230;MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli de bir TV kanalında bu ekten duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş. Üzücü. Bir siyasî parti liderinin en temel görevi, arkasındaki kitleyle toplumun bütün kesimlerini (özellikle de ruhen kendilerine uzak olamayanları) kucaklaştırmaktır; partiyi halktan koparmak ve marjinal hale getirmek değil. Bir gazete ekini ya da referandum gibi milletimiz için hayatî önemi haiz bir konuda yapılan yayını bahane ederek saygın kişilere laf yetiştirmek ve bunu bir huy haline getirmek, en hafif tabiriyle merhum Alparslan Türkeş&#8217;in emanetini anlamamak demektir.<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
[Referanduma doğru] <br />
SORU: BDP&#8217;nin aldığı boykot kararının Kürt siyaseti açısından bir açıklaması var mıdır? 13 Eylül sabahı, BDP bu referandum sürecinden kazançlı çıkacak mıdır? CEVAP: Bununla alakalı beklenen itiraf önceki gün Diyarbakır Belediye Başkanı BDP&#8217;li Osman Baydemir&#8217;den geldi. Baydemir, 13 Eylül sabahında kendilerini bekleyen tehlikeyi şöyle ifade etti: &#8220;Diyarbakır&#8217;daki boykot oranı yüzde 51&#8242;in altında olursa, boykot kampanyasını sürdüren BDP&#8217;nin ve belediye başkanı olarak benim meşruiyetim tartışma konusudur.&#8221; Bugüne kadar mevcut sistemden en çok canı yanan topluluklardan birisi de şüphesiz Kürtler. Bugün &#8220;Kürt açılımı&#8221; olarak başlayan sürecin, &#8220;Demokratik açılım&#8221; diye adlandırılması manidar. Çünkü Kürtlerin yaşadığı acıların temelinde, Türkiye&#8217;nin demokratik olmayan yapıları var. Başbakan&#8217;ın Diyarbakır mitinginde adını andığı Musa Anter ve benzeri &#8220;faili meçhul&#8221; cinayetlerin üstünün örtülmesinde en çok sorumluluk hiç kuşkusuz 12 Eylül rejiminin. Kürt halkı askerî mahkemelerde gözden kaybolan insanları da iyi biliyor, olağanüstü hal (OHAL) döneminde yaşanan acıları da, Diyarbakır Hapishanesi&#8217;ndeki işkenceleri de. Referandumda oylanacak metinde, &#8220;Kürtleri doğrudan ilgilendiren maddeler yok.&#8221; desek de, mevcut sistemin tıkanıklıklarının giderilmesi, en çok da Kürt halkını ilgilendiriyor.Bütün bunları çok iyi bilen BDP de, doğrudan &#8216;Hayır&#8217; kampanyası yürütemeyeceğini görerek minderin dışına çıkmaya çalışıyor. Ancak, 12 Eylül&#8217;de bütün Türkiye&#8217;yi ilgilendirecek bir halkoylamasında, minder dışında kalmanın, BDP kurulurken verilen sözlerle örtüşmediğini akıl edemiyor. Hatırlarsanız, Anayasa Mahkemesi DTP&#8217;yi kapattığında, bizzat Genel Başkan Selahattin Demirtaş tarafından, yeni partinin &#8220;Türkiye&#8217;nin partisi&#8221; olacağı sözü verilmişti. Şimdiyse, sandığı boykot ederek Türkiye&#8217;nin geleceğini şekillendirecek böyle bir oylamada söyleyecek bir sözü olmadığını deklare ediyor. 13 Eylül sabahına varmadan önce hem partililer hem de Kürtler Baydemir&#8217;in şu sözlerini düşünmeli: &#8220;Protesto kampanyasını yürütüyorum ama sandık başına gitme oranı yüzde 55 olursa o zaman ben kendimi sorgularım. &#8216;Ben bu halkı doğru temsil etmiyorum&#8217; derim ve gereğini de yaparım.&#8221; Türkiye partisi olmaktan uzaklaşan BDP, bölge halkını da temsil edemediğini görürse ne olur?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Habermercek yeni arayüzü ile yayında]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1872</link>
			<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 16:07:53 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1872</guid>
			<description><![CDATA[Etkili seviyeli ve derinlemesine haberler sunan tabiri caizse Haberi mercek altına alarak okuyucularına aktaran habermercek yeni arayüzü ile yayın hayatına devam ediyor..<br />
<br />
Habermerceğin yeni arayüzünde bir çok değişiklik göze çarpıyor etkili tasarımı,okuyucuya sunduğu imkanlar  ile dikkat çeken habermercek, islami ağırlıklı olmak üzere bir çok kategoride haber yapmakta..<br />
<br />
Habermercek ekibine hayırlı olsun diyor başarılarının devamını diliyorz..<br />
<br />
http://www.habermercek.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Etkili seviyeli ve derinlemesine haberler sunan tabiri caizse Haberi mercek altına alarak okuyucularına aktaran habermercek yeni arayüzü ile yayın hayatına devam ediyor..<br />
<br />
Habermerceğin yeni arayüzünde bir çok değişiklik göze çarpıyor etkili tasarımı,okuyucuya sunduğu imkanlar  ile dikkat çeken habermercek, islami ağırlıklı olmak üzere bir çok kategoride haber yapmakta..<br />
<br />
Habermercek ekibine hayırlı olsun diyor başarılarının devamını diliyorz..<br />
<br />
http://www.habermercek.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Web tasarım]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1871</link>
			<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 15:21:46 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1871</guid>
			<description><![CDATA[Web Tasarım firmaları içinde, profesyonel grafikerler ile, müşterilerine en iyi hizmeti vermeyi hedefleyen Mandalina Tasarım, hem ucuz, hemde kaliteli hizmet isteyenlerin vazgeçilmez adresi. İstanbul'da ki web tasarımı firmaları içinde kaliteye önem veren ve profesyonel ekip ile çalışan ender firmalardan biridir.<br />
 <br />
Mandalina Tasarım için müşterilerinin memnuniyeti, herşeyden önce gelmektedir. Hizmet verdiği dallarda, en ucuz ve en kaliteli hizmeti sunmak firmanın en önemli özelliğidir. Ucuz fiyata, profesyonel hizmet sloganı ile yola çıkan Mandalina Tasarım, sloganlarındaki gibi çalışarak müşterilerini memnun etmeyi başarıyor.<br />
 <br />
Mandalina Tasarım Hizmetleri, kişi ve kuruluşlara Web Tasarım, Logo Tasarım, Kartvizit, Broşür, Davetiye vb. matbaa hizmetleride sunmaktadır. Hem profesyonel tasarım, hem baskı işini bir arada yapan Mandalina Tasarım, bu iki hizmeti sadece baskı fiyatına yapıyor. Ayrıca tasarımlarıda, basit tasarımlar değil, görselliği ön planda olan, profesyonel grafikerler tarafından hazırlanan tasarımlardır.<br />
 <br />
Mandalina Tasarım ile hemen çalışmak için, http://www.mandalinatasarim.com adresini ziyaret edebilir veya aşağıdaki telefon numaralarından ulaşabilirsiniz.<br />
 <br />
Mandalina Tasarım Hizmetleri &#8211; istanbul Web Tasarım<br />
TEL: 0216 567 56 16<br />
7/24 GSM: 0544 550 5 550<br />
7/24 E-Mail ve MSN: info@mandalinatasarim.com<br />
ADRES: Fahrettin Kerim Gökay Cd. No:173 K:4 D:11 Kadıköy/İstanbul]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Web Tasarım firmaları içinde, profesyonel grafikerler ile, müşterilerine en iyi hizmeti vermeyi hedefleyen Mandalina Tasarım, hem ucuz, hemde kaliteli hizmet isteyenlerin vazgeçilmez adresi. İstanbul'da ki web tasarımı firmaları içinde kaliteye önem veren ve profesyonel ekip ile çalışan ender firmalardan biridir.<br />
 <br />
Mandalina Tasarım için müşterilerinin memnuniyeti, herşeyden önce gelmektedir. Hizmet verdiği dallarda, en ucuz ve en kaliteli hizmeti sunmak firmanın en önemli özelliğidir. Ucuz fiyata, profesyonel hizmet sloganı ile yola çıkan Mandalina Tasarım, sloganlarındaki gibi çalışarak müşterilerini memnun etmeyi başarıyor.<br />
 <br />
Mandalina Tasarım Hizmetleri, kişi ve kuruluşlara Web Tasarım, Logo Tasarım, Kartvizit, Broşür, Davetiye vb. matbaa hizmetleride sunmaktadır. Hem profesyonel tasarım, hem baskı işini bir arada yapan Mandalina Tasarım, bu iki hizmeti sadece baskı fiyatına yapıyor. Ayrıca tasarımlarıda, basit tasarımlar değil, görselliği ön planda olan, profesyonel grafikerler tarafından hazırlanan tasarımlardır.<br />
 <br />
Mandalina Tasarım ile hemen çalışmak için, http://www.mandalinatasarim.com adresini ziyaret edebilir veya aşağıdaki telefon numaralarından ulaşabilirsiniz.<br />
 <br />
Mandalina Tasarım Hizmetleri &#8211; istanbul Web Tasarım<br />
TEL: 0216 567 56 16<br />
7/24 GSM: 0544 550 5 550<br />
7/24 E-Mail ve MSN: info@mandalinatasarim.com<br />
ADRES: Fahrettin Kerim Gökay Cd. No:173 K:4 D:11 Kadıköy/İstanbul]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[90'lı yılların en eski ve efsanevi atari oyunları?]]></title>
			<link>http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1870</link>
			<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 10:37:28 -0500</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.siyasalforum.net/forum/showthread.php?tid=1870</guid>
			<description><![CDATA[Sene 1990 :) sokağa çıksanız çoluk çocuk yok, peki bunlar nerde? masal anlatır gibi oldu ama birzamanlar çocukların gençlerin hatta koca adamların elinde düşmeyen televizyona bağlayarak oynadıkları Atari Oyunları vardı. Heleki bir ucak oyunu vardı tek boyutlu :) ismi River Raid olan bu oyun tek boyutlu olmasına karşın oynanması gerçekten zor ama çok eğlenceli bir oyundu.. mario atari oyunları zaten ayrı bir efsanedir. Çizgi ve sinema filmleri bile yapılmıştır. Mario ve kardeşi luigi'nin birçok farklı oyunu vardır. Sarı kasetlerde olan bir oyunda snow brso, ciddi anlamda saatlerce snow bros oynamama rağmen oyunun sonu gelmiyordu :) bitmeyen bir oyun heralde. Tüm bunları anlatmamdaki sebep aslında yeni nesilin bunları bilmiyor olması, eskiden gelenler şimdi görünce hemen hatırlayacaktır zaten. Atari oyunları oynamak bence bir ayrıcalık şu zamana göre :) şuan bilgisayar var fakat hiçbiri onun zevkini vermez. Eski Atari oyunları efsanesi bakalım daha nekadar sürecek.. Oyunlar hala internette var google amcaya sormak yeterli..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sene 1990 :) sokağa çıksanız çoluk çocuk yok, peki bunlar nerde? masal anlatır gibi oldu ama birzamanlar çocukların gençlerin hatta koca adamların elinde düşmeyen televizyona bağlayarak oynadıkları Atari Oyunları vardı. Heleki bir ucak oyunu vardı tek boyutlu :) ismi River Raid olan bu oyun tek boyutlu olmasına karşın oynanması gerçekten zor ama çok eğlenceli bir oyundu.. mario atari oyunları zaten ayrı bir efsanedir. Çizgi ve sinema filmleri bile yapılmıştır. Mario ve kardeşi luigi'nin birçok farklı oyunu vardır. Sarı kasetlerde olan bir oyunda snow brso, ciddi anlamda saatlerce snow bros oynamama rağmen oyunun sonu gelmiyordu :) bitmeyen bir oyun heralde. Tüm bunları anlatmamdaki sebep aslında yeni nesilin bunları bilmiyor olması, eskiden gelenler şimdi görünce hemen hatırlayacaktır zaten. Atari oyunları oynamak bence bir ayrıcalık şu zamana göre :) şuan bilgisayar var fakat hiçbiri onun zevkini vermez. Eski Atari oyunları efsanesi bakalım daha nekadar sürecek.. Oyunlar hala internette var google amcaya sormak yeterli..]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>